09 Şubat 2010 Salı

Sokollu Mehmet Paşa Gerçeği

Şimdi bir tane Sokoloviç diye 9 yaşında bir çocuk var tamam mı... Osmanlı topraklarında bir kafir. Anası babası devşirilsin de adam olsun diye yolluyorlar bunu İstanbul'a. Sokoloviç de gidiyor hemen, derdini anlatıyor falan. İricene de bir çocuk zaten, zeki gibi de duruyor. Yetkililer beğeniyorlar bu kafiri. Hemen alıyorlar, bir güzel devşirip sünnet kuyruğuna sokuyorlar. Kuyruk da uzun mu uzun. Kendisi gibi bir sürü devşirme çocuk var sırada. Sırası gelip sünnet olanlar çadırdan çıkıyor ve hemen sol taraftaki Enderun kapılarına koşuyor, bir kuyruk da orda var. Enderun'dan mezun olanlar da başka bir köşede Yeniçeri Ocağının kapısında dizilmişler. Bir kuyruk da orda... Zamanında bu kuyruklardan geçmiş ve artık "olmuş" Yeniçeriler de ocağın arka kapısında tek sıra halinde dizilip sefere çıkmaya hazırlanan orduya katılmaya hazırlanıyorlar. Devşir-daim mekanizması mükemmel işliyor. Sokoloviç bu kusursuz işleyen düzeni takdir ediyor içinden, ama için için de korkuyor sünnetten.

Sıra en sonunda bizimkine geliyor, Sokoloviç çadıra giriyor. Görüntü korkunç. Zemin kan revan içinde. Sünnetçi Pamuk Abbas kanlı usturayı bilerken, aralarına bir dal Marlboro sıkıştırmış dudakları da sinsi bir sırıtışla Sokoloviç'i selamlıyor. Sokoloviç'in bu manzarayı gören göz bebeklerinin çapının bir saniye içinde beş katına çıktığını yazan tarihi belgeler elimde mevcuttur.

Sokoloviç bir anlık panik duygusu ve çükünü koruma içgüdüsüyle Abbas'ın elinden usturayı kapıyor ve sünnetçinin suratına doğru bir hamle yapıyor. Ustura, Abbas'ın sol yanağını tabir-i caizse yalıyor ve sakallarından yaklaşık 2 cm² kadarlık bir kısmı kesiyor. Bu da tarihi belgelerde mevcut. Her santimetrekaresine kadar yazmış, imzalamış, belgelemeş adamlar. Her neyse... Tabi bu arada Sokoloviç'in elindeki ustura Abbas'ın sakallarından bir tutam alırken, tedarikli sünnetçi de cebindeki yedek usturayı çıkarıp ani bir hareketle Sokoloviç'in çüküne saldırıyor. O da sünnet için yeterli sayılabilecek bir miktarı söküp almasını biliyor. Sokoloviç acı içinde haykırıyor. Elleri yarım çükünde, Abbas'ın ayaklarının önünde yere çömeliyor.

Sünnetçi Abbas mağrur bir zafer edasıyla önündeki ağlayan kızanı süzüyor. "Bak evlat!" diyor. "Sen genç oluşunun verdiği coşku ve cesaretle benim sakalımı kesmiş oldun. Ama ben tecrübem ve atikliğimle senin çükünü kestim. Traşlanan sakalın yerine yenisi daha gür çıkar, amma kesilen çükün yerine yenisi gelmez!" diye devam ediyor. Dünya Sokoloviç'in başına yıkılıyor.

***

Sokoloviç sünnet olduktan sonra ona Mehmet ismini takıyorlar. Zamanla eklenen lakaplarla ismi Sokollu Mehmet Paşa'ya kadar uzuyor. Fakat Sokollu, çocukluğunda aldığı bu ilk büyük mağlubiyetini hayatı boyunca unutmuyor. İlerde Co-Padişah olduğunda, Kıbrıs'ı alıp dönüş yolunda İnebahtı'da yenildikten sonra, Abbas'tan yediği lafı modifiye ederek Venedik elçisine giydiriyor. ( "Biz sizden Kıbrıs'ı alarak kolunuzu kestik, siz ise donanmamızı yenmekle yalnızca sakalımızı kestiniz; unutmayın ki, kol bir daha yerine gelmez, ama sakal eskisinden de gür çıkar." )

***

İşte böyle...

Bu yazıyı yazmaktaki amacım o ünlü "kollu sakallı" lafı komple Sokollu'ya mal etmenin yanlış olduğunu belirtmekti. Bu lafın oluşumunda emeği geçen sünnetçi Abbas'ın hakkını vermek hepimizin görevidir azizim.

Yersen...

Ama Devamı da Var!! >>>

07 Şubat 2010 Pazar

Limit Olayı

Önceleri matematikte her şey güzeldi benim için, dostlar. Denklemin kralı gelse tanımaz, x'in feriştahı kaybolsa bırakmazdım kalemi elimden. Sayılarla olan müttefikliğim, kağıt üzerindeki bir problemin yan tarafında karalanmış işlemlerin çok ötesindeydi. Öyle böyle değildi. Valla diyorum bak.

Sonra bundan 4 sene önce, bir gün "Calculus" çalışırken matematiğin gerçel dünyasından nasıl olduysa bir an çıkmışım anlamadan. Şerefsiz bilinmeyen "x" aklımı çelip kandırmış beni. Peşine takılmışım, kaybolmuşum ben de onun gibi. Yani kaçak şeytanlığa bürünmüş; polis kaçak olmuş.

Bu "kayıp" vaziyetin ne kadar sürdüğünü tam olarak kestiremiyorum. Belki 5, belki de 10 dakika. 5 ile 10 aralığındaki tüm reel sayıların bu olasılık kümesinin bir elemanı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fakat bu niceliğin bir öneminin olmadığını da belirtmek isterim. Önemli olan; firari dakikaların ardından kendime geldiğimde sinsi bir sırıtışın suratımda, benim tarafımdan yazılmış şöyle enteresan bir soru ve çözümünün de kağıdımda peydahlamış olduğuydu :



SORU:


ÇÖZÜM:

x, a.q.'ye giderken x'i a.q. olarak alırız. Bu yüzden a.q.'den önce hesapladığımız dişi, kız; a.q.'dan sonra bu dişi, kadın olur (Doğanın Kanunu). Yani bu limit sağdan ve soldan alınarak çözülür. Nasıl mı?


<---------kız---------------x-----------kadın---------->
(a.q.)

Sayı doğrusunda kız, a.q.'un solunda, kadın da a.q.'un sağında yer alır. Bu yüzden soldan limit alırken işlemi kız/x , sağdan limit alırken kadın/x şeklinde çözmemiz gerekiyor ki, bu iki işlem bize aynı sonucu verir. (ÇOCUK). O zaman bu işlemin limiti vardır.

***

Bunu okuduğum zaman ağlamak istedim utancımdan.
X'e niye uymuştum? Günaha niye bulanmıştım?
Böyle surat buruşturacak bir espri anlayışıyla matematiği amacından saptırmama ne sebep olmuştu?
Cevaplanacak sorular vardı elbet. Fakat bu soruları o zaman ne ben kendime sordum, ne de kendim bana cevap verdi. Olayın üstünü örtbas edip yıllarca sakladım.

***

Ben matematikten işte böyle nefret ettim, dostlar.
Hayal gücümün ve arzularımın karmaşık koridorlarında tüm "reel" matematik elemanlarını kaybettiğim o günden beri, budur benim olayım.

Ama Devamı da Var!! >>>

05 Şubat 2010 Cuma

Merak Geyiği Öldürdü

- Ülkemizde gün geçmiyor ki kılpayı gerçekleşen bir olayla karşılaşmayalım. ÖSS'yi kılpayı kazananlar, kılpayı ölümden dönenler, Kadıköy vapuruna kılpayı yetişenler... Sizce bu kadar kılpayı durumun yaşanması ülkemiz insanının kıllı olmasından mı kaynaklanıyor?

- Kadınlar bacaklarındaki istenmeyen tüyleri bir süre almasa, -traşlanmış sakal daha çok çıkar hesabı- bu süre sonunda erkeklerinkinden daha kıllı bacaklara sahip olma ihtimalleri var mı?

- Neden erkeklerdeki "kıl"lar kadınlarda "istenmeyen tüy" olarak kibarlaşıyor? "Eziliyoruz, eşitlik istiyoruz!" diye bağıran çığırtkan kadınlarımız 21. yüzyılın göbeğinde bariz bir şekilde yapılan bu ilkel-medeni ayrımcılığına seslerini niye çıkartmazlar?

- Alışmamış götte don durmaz. Tamam. Peki, alışmadık don göte gelir mi?

- Matematiksel bir denklemde x'i "sıfır" olarak bulduğumuzda gerçekten bir şey bulmuş oluyor muyuz? Yoksa kendimizi mi kandırıyoruz?

- Farz-ı misal, iyi gün dostu bir arkadaşınız var. Herkese borçlandığınız kötü bir gününüzde bu size geldi ve "Şu parayı al bak. Benden kötü gün dostu olmaz. Al ki sen iyi günlere dön ve arkadaşlığımız devam etsin." dedi. Sever misiniz, döver misiniz?

- Mesela "bin" biliyorsunuz. Bir bilene danışır mısınız? Danışırsanız "bir" bilene mi danışırsınız yoksa daha çok bilen mi arasınız? Sizce hayatı algılayabilmek için en az kaç bilmek gerekir?

- Karşınıza bir kurban konuluyor ve onu öldürmek için önünüze iki işkence seçeneği koyuyorlar. Kurbanın ürogenital deliklerini tıkayıp, dışarı çıkamayan üre ve ürikasitin vücudunu patlatmasını mı beklersiniz; yoksa " Hacım benim o kadar zamanım yok evde hanım bekler" deyip diri diri derisini yüzmeye mi girişirsiniz?

- Bu formatın ShockHaber'den arak olduğunun farkında mısınız?

Ama Devamı da Var!! >>>

03 Şubat 2010 Çarşamba

Ramadan'a Ağıt -The Beginning-

Aşağıda anlatılanlar 2009'da, Hicri takvimde Ramazan ayına denk gelen zaman zarfı içinde vuku bulmuştur. Yazıda adı geçen kişiler bizzat gerçek hayatta farklı farklı isimler altında yaşamlarına rezilce devam etmektedirler. Sizlere selamları var.

1.
Bizim alt komşunun çocuğu var, Ramadan. Geçen gün fırının önündeki pide kuyruğunda kaybolmuş. Polisler fırındaki hamurun içine karışmış olabileceğini bile göz önünde bulunduruyorlar. Yazık. Bir Ramazan ayında doğmuştu Ramadan, yine bir Ramazan ayında gidiverdi. Yumurtayı rafadan severdi. (29.08.09)

2. Akıbetinden az biraz bahsetmiş olduğum alt komşunun çocuğu Ramadan'ı, dün gece sahur vakti, fareli köyün davulcusunun arkasından avare avare, leyla olmuş bir şekilde giderken görmüşler. Bu duruma klasik Ramazan davulcuları çok içerlediler tabi. Ne yani, kırk yıllık yurdum davulcusu dururken yakıştı mı şimdi Alaman'ın tekine kaçmak? Yakıştı mı Ramadan? Mahalle karıları senin için "şöyle böyle" demeye başladılar bile bak. Ah Ramadan ah... Sen daha derslerine çalışıp doktor olacaktın, ananla baban her yerde senden iftiharla bahsedeceklerdi. Şimdi anca iftarda bahsin geçiyor evde. Yazık ettin yarınlarına. Yazık ettin şu apartmanın namusuna. Batsın bu dünya Ramadan. (10.09.09)

3. Yaşar Alptekin ile birlikteydi. Kendi gözlerimle gördüm. Bir masa başında hurma yiyorlar, otostop çeke çeke hacca nasıl gidebilirler, onun planını yapıyorlardı. Anlaşılan Ramadan, Alman davulcuyu şutlamış, dindarlık geleceği çok parlak olan Yaşar Alptekin'e sarmıştı şimdi de. Sonradan duyduğuma göre bir Ramazan programının çekimlerinde tanışmışlardı. Sahur vakti davulcuyla sokak sokak gezen Ramadan'ı elindeki bir adet mikrofon ile cezbetmişti Yaşar. Evet, davulun sesi uzaktan hoş geliyordu ama mikrofonun hoparlörlerden çıkan sesine de istenilen ayar çekilebiliyordu pekala.

Ah Ramadan ah... Bir ordasın bir burda. Bir an davulcunun arkasındasın, bir an Yaşar'ın önünde. Belkide şeytan taşlarken kalacaksın bir sürü hacı adayının altında; kim bilir belki de çıkacaksın üste. Rüzgarın savurduğu bir kınkanatlı hayvanı gibisin. X ve Y'de varsın ama Z koordinatında kayıpsın Ramadan. Hadi hayırlısı...
(15.10.09)

4. Ramazanın ikinci günü pide kuyruğunda kaybolan alt komşunun çocuğu Ramadan'ı davulcunun peşinde ya da Yaşar Alptekin'in yanında görüp dedikodu yayarak tongaya geldik efenim. Orda burda hovardalık yaparken görülen Ramadanların sahte Ramadan oldukları bilgisi sabah saatleri itibariyle apartmanımıza ulaştı. Asıl Ramadan'ın nerede olduğunu ve olayın ardında daha ne gibi gizli işlerin döndüğünü şu an kimse bilmiyor. Facebook'ta kurulan Ramadan Fun Clup üyeleri bulduklarını tekrar kaybetmiş olmanın etkisiyle büyük şok içindeler. Kafasına Ramadan bantları bağlayıp ağlayanlar mı dersiniz, Ramadan'ın adını göğsüne jiletle kazıyanlar mı dersiniz... Ne tipler var. Ramadan pide hamuruna karışmış olabilir tezini savunan komiseri ise bir görseniz. Bir havalarda, bir havalarda... Ben size demiştim der gibi yiyor şu an öğle yemeğini. Çok ilginç.

Ben yine de eğer şu an okuyorsa Ramadan'a seslenmek istiyorum.

Ramadan!
Döneceksen Roma'dan dön.
Dönmeyeceksen de Allah belanı versin!
Çember daraldı olum, akıllı ol! (26.10.09)

------------------------------------
İşte her şey böyle başladı.
..
Ama hiçbir şey böyle bitmedi.
Belki şöyle.
Belki de öyle.
Ama kesinlikle böyle değil!

Tobi -ki- kontünyıd...

Ama Devamı da Var!! >>>

18 Aralık 2009 Cuma

Bok

Bizim bir tekel var hemen yanıbaşımızda, kampanya başlatmış, bir torba sakal getirene iki kutu bira veriyor. 3 saatte bir jilet vuruyorum suratıma, sakallar belki daha hızlı çıkar diyorum. Daha hızlı çıkan sakal, bana daha sık frekanslarla beleşinden ikişer kutu bira olarak döner diye düşünüyorum. Bizim hacı Süleyman efendi var bir de o da yan komşu, var ya inanır mısınız bir kesse sakalları 6 kutu bira götürür bence. İstesem bağışlar mı acaba sakallarını. Hani desem, cemaatteki arkadaşlarını da ayart be abi; hani bize bir gecede bir kasa bira gelsin, coşturalım bünyeyi, tükürelim şu dünyanın içine.

Ya ben kendimi biraz da bok gibi hissediyorum dostlar, bilmem farkettiniz mi. Mecaz falan değil lan bildiğin bok var sanırım içimde. Bi' sıçıp geleyim ben.

Bekleyin lan.

Sevgilerle...

Ama Devamı da Var!! >>>

Önceki Yazılar
 
Add to Technorati Favorites Bloxooda Geyik Mühendisi Other Languages Blog Directory Society Blogs - Blog Catalog Blog Directory Blog Flux Directory Join My Community at MyBloglog! Clicky Web Analytics