
Zaten ilkokul 4. sınıfta bi başlıyolar; ilkokul 4, 5, ortaokul 1, 2, 3, lise 1, 2, 3, 4, üniversite hazırlık, 1, 2; toplam 12 sene boyunca İngilizce öğretmeye çalışıyolar. Ama bu 12 yılın sonunda sen sokakta bir İngiliz ile karşılaşınca höt diye kalakalıyosun. Sadece sen kalsan yine iyi; sorun sensin olum, sen malmışın, ulan ne de öküz adamsın, ne adamı yahu adam mısın ulan der, suçu sana atardık. Ama eğer ben de senin gibi öyle kalıyosam, işte o zaman sorunu başka bir yerde aramak gerek. Mesela şimdi bana bir eşek ver, bildiğin hayvan eşek, al bunu 12 sene boyunca eğit de, yeminlen smokinli papyonlu adam yaratırım ondan o koca 12 senede. Ama bize 12 senede salak bir İngilizce dilini öğretemediler. 12 sene yahu! O-N-İ-K-İ. Şimdi hangimiz eşek? Sorun nerde anladın umarım.
Bir gün yine Amerika'dayım. Yaşlı bir amcanın teki, İngilizcemi beğenmedi. Dedi sen ne biçim konuşuyosun, ulan ne tiksinç adamsın, o leş şivenle iğrendirdin beni bu hayattan, hakikaten ne hıyar herifsin, git adam gibi konuşmayı öğren öyle gel dedi. Hey adamım dedim. Bi e men for tu minuts ulan dedim. Sen İngilizce konuşuyosun ama başka hangi dili konuşuyosun lan götelek söyle bakalım dedim. Dedi ne konuşucam başka. İngiliş iz dı best, Mingiliş iz dı fest filan dedi bu. Benim dedim. Anadilim Türkçe tamam mı dedim. Senin de anadilin kodumun İngilizcesi dedim. Şimdi durum 1-1 mi dedim. Evet dedi. Hee dedim. Ben bunun yanında %60 İngilizce konuşuyorum. Sen %60 Türkçe konuşabiliyo musun; hayır, sen bi bok konuşamıyosun dedim. Seni Türkiye ormanlarına salsak harcanır gidersin, ama ben senin ormanlarında, senin dilinle seni böyle göt ederim dedim. Bişey demedi. Her neyse, durum oldu mu 1,6-1 dedim. Oldu dedi. Bist du şprehen doyç diye sordum. Sori, onli ingiliş dedi. Etti mi 2-1 dedim. Etti dedi. Şimdi siktirgit, adamın canını sıkma yoksa senin ingilizceni alır burar o yaşlı, boklu ve beyaz kıçından içeri usul usul sokarım diye tehdit ettim. Es hol dedi. Terbiyesiz işte. Onu orda bizzat kendim dövdüm. Zaten yaşlı maşlı dinlemiycen azizim, terbiyesize terbiyesini, gramersize gramerini vereceksin. Şimdi mesela ilkokulda bana tokat atan bir öğretmen vardı. Benim öğretmenim de değildi, zaten kendisi bence zihnen öğretmen de değildi. Hemen şu anda sokakta görsem, ne kadar yaşlı olduğuna bakmam, acımam, iki okkalı tokat atarım. 2-1 etti mi derim. Etti der.
Bikeresinde de New Jersey'de kamyonetle geziyorum, iki tane 13-14 yaşlarında amerikan ergeni -amerikan filmi izlemişsen neyden bahsettiğimi bilirsin- kamyonetime cips atmaya başladılar. Evet, cips, doritos. Acılı bi' de. Nasıl da hızlı atıyolar ama o cips tanesini. Sinirlendim. Hemen durdurdum kamyoneti. Arkada demir bi' sopa vardı. Aldım onu, kovaladım ibneleri. Yani tam kovaladım sayılmaz. Ben daha sopayı alırken kaçtılar zaten. Ben sopayı arkalarından sallamakla yetindim. Onları dövemedim diye daha çok sinirlendim sonra.
Dövmek ve sinirlenmek derken, aklıma bizim Mutlu geldi bak şimdi. Mutlu... Denyo Mutlu. Şimdi ben senelerce Kültürel A.Ş. diye bir hıyarlar kurumunun yönettiği yurtta kaldım okurken. Yani en başta onlar yönetiyordu ama sonra rektörlük devraldı fakat depozitolar Kültürel A.Ş'de, yani müdür denilen Mutlu dallamasında kaldı. Seneler sonra ben yurttan çıktım. Haliyle depozitomu alacam. Arıyorum. Göndericez diyolar. Göndermiyolar. Gönderin diyorum. Göndericez diyolar. Göndermiyolar. O Mutlu'nun anasınıskicem gönderin, ciddiyim diyorum. Göndericez diyolar. Göndermiyolar. Mutlu da nedense hep meşgul oluyo'. Ama Mutlu ibnesiyle konuşmayı da hiç istemiyorum zaten. İstiyorum ki, telefonla işimi halledemeyeyin, parayı yollamasınlar bana, ben de gidip Mutlu'yu döveyim. Hakikaten adamı dövmek istedim. Ben işte en sonunda İstanbul'a gitmek için hazırlandım. Gerekli bıçakları zulaya yerleştirdim. Babam gördü beni, dedi nereye gidiyosun. Dedim Mutlu'yu dövmeye gidiyorum.Garip garip baktı bana. Sen onu döversen ben de seni döverim dedi. Neden dedim. Adam dövmenin cezası ne kadar sen biliyon mu dedi. Kim vercek onun parasını dedi, yine ben vericem dedi. Ulan, yuh ya memlekette adam dövmek bile parayla diye sitem ettim. O zaman kar maskesiyle döveyim, kimse anlamaz diyerek masumca izin koparmaya çalıştım. Olmaz dedi babam, son bir kez ara dedi. İstemeye istemeye aradım. Dedim Mutlu orda mı. Yok şu an burda değil dedi kadın. İyi o zaman yarın ordayım, gelicem Mutlu'yu bulup dövücem dedim. Aaa burdaymış, hemen Mutlu beye veriyorum dedi. Verme dedim. Verdi. Alo Mutlu dedim seni dövücem dedim. Arabanı biliyorum, onu da çizicem dedim. Lastiklerini de patlatıcam dedim. Hemen şimdi parayı yatırıyorum dedi. Yatırma ulan dedim. Yattı bile dedi. Gecikmeden dolayı özür dilerim dedi. Senin amına koyim Mutlu dedim. Allah senin belanı versin dedim. Kapattım.
Ama Devamı da Var!! >>>









Gözlerimi yavaşça açtım. Saat 4'ü gösteriyordu. Gece yarısı 4. AM. Termometre 84.2'ye işaret ediyordu. Fahrenheit. Gece boyunca gür saçlarımın altında çaresizce sıcaktan bunalmış olan kafamdan alnıma doğru ter damlacıkları koşuyor ve masum bir sahur vaktinde suratımı işgal etmeye niyetlenmiş bu tiksindirici ter ordusunun "Allah Allah" nidalarına sokaktan geçen davulcunun muazzam ritmi eşlik ediyordu. Zaten beni güzel uykumdan uyandıran da bu terbiyesiz davulcu ve onun utanmaz odun davuluydu. Yataktan ayaklandım. Pencereden kafamı uzattım. Arsız davulcuya bağıracaktım. Terimi ve tükürüklerimi davuluna püskürtecek, onu kendi davulundan iğrendirecektim. Bu embesil görünüşlü usta işi planı, terleyen kafamda 3 saniye içinde kurmuştum. Üstelik bunu yaparken de uyku serserisiydim. Henüz sersemleşecek kadar kendimi toparlayamamıştım bile. Anlayın artık...


