22 Haziran 2009 Pazartesi

YİNE BİR SEZON FİNALİ

Azizim,

Şimdi ben bir ilaç firmasında staj yaptığımdan dolayıdır ki çok yoğunum bu aralar ki bunu siz de fark etmişsinizdir ki bloga girilen yazı sayısı gün geçtikçe düşmektedir ki ayrıca staj bittiğinde İsveç'i fethe gideceğimden mütevellittir ki stajın bitmesi demek hemen geri döneceğim anlamına da gelmemektedir. Sen de takdir edersin ki bu yaz yine geçen yaz ki gibi bir ara vermek iyi olacak gibi duruyor.

Bu yüzden bu yazı dedim ki bu sezonun finali olsun.

Su gibi aziz olasın.
Ben olamadım, sen ol.

Eylül'de, tüm televizyon dizileri yeni sezonlarına başladıklarında ben de burada olacağım.

Görüşmek üzere.

Devamını Okuyun >>>

11 Haziran 2009 Perşembe

Kolbastı Oynayan Okunmuş Huskey


=> Geçen gün "Geyik Mühendisi"ni bizim Hoca Süleyman Efendi bizzat kendisi okudu. Nerden buldu da girdi siteye bilmiyorum ama, artık bu blog okunmuş blog ey dostlar! Okunmuş şeker tadında, okunmuş su azizliğinde. Sövmeyin çarpılırsınız...

=> Televizyonda hangi programı seyretsem artık, programdaki insanlar birden stüdyonun ortasına doluşup kolbastı oynamaya başlayacaklar diye öyle tırsıyorum ki. Çünkü biri "kol" dese hemen basacaklar havayı. Ha oynadı ha oynayacaklar diye telaş içinde beklemek çok acı verici.

Madem bukadar insan biliyordu bu oyunu oynamayı, daha önce nerdeydiler acaba? Bence hepsi gizliden gizliye bir kolbastı mensubu olup, bu oyunu bildiklerini tüm dünyadan saklıyorlardı. Sonra bir kıvılcım oldu hepsi taarruza geçtiler, saklandıkları yerden çıktılar tepinmeye. Geçen bir baktım bizim Hoca Sülüman Aga bile kolbastı oynuyor. O da kolbastı örgütünün üyelerindenmiş meğerse. İlahi Süleyman Abi. Muhteşem Süleyman Abi. Kanuni Abi.

Ama hani sen Sülüman Aga'ydın, hani sen şopar havası oynardın? Tühh sana! Hain Süleyman Abi.

=> Hiçbir hayvan, güneş altında tasmayla birlikte gezdirilen Sibirya Kurdu kadar zavallı değildir. İşkence dozunu arttırdığını sanıp hayvanın bir de dersini yüzsen o anda, "Eyvallah hacı, tüyler de gitti iyi oldu. Bak püfür püfür şimdi." der zavallı kurdumsu.

Devamını Okuyun >>>

06 Haziran 2009 Cumartesi

Diş Ağrısı ve SBS - LGS - OKS - ÖSS


=> Ağrıyan dişe neden diş masajı yapılmaz? Neden “illa çekecez bunu, illa bunun kanallarına sokacaz, illa dolduracaz” denir? Neden o mazlum dişe bir şans daha verilmez? E başım da ağrıyo şimdi benim. Hadi lan oyun başımı. Semih’in de çükü ağrıyomuş. Hadi koparın onu da!

=> Kardeşim SBS’de 100 soru üzerinden 89 ya da diğer bir ihtimalle 91,33 net çıkarmış. Aile üzerinde kurduğum “Bu okulu anca ben kazanırım ulen!”, “Benden sonra daha böyle başarı göremezsiniz!”, “En çok ben biliyorum, en çok bana soracaksınız!” türündeki baskılarımı böyle akademik bir başarıyla bertaraf etti. Kardeşimin bu başarısından güç bulan diğer aile fertleri “Sana mı kaldık ulan?” diyerek beni dışladılar. Bu büyük devrim sonrası yapılmaya çalışılan mütarekede masadan anlaşamadan kalktım. “Daha ÖSS’ye girmedi, ÖSS’ye girsin o zaman göreceğiz!” dedim, resti çektim. Şimdi ne yapıp edip ayağını kaydırmam lazım bu yeni yıldızın. Yoksa taht elden gidecek a dostlar!

=> Hem bizim zamanımızda sorular daha zordu bikerem…

=> Eskiden LGS’ler, ÖSS’ler daha bir değişik olurdu. Veliler gelir, okul bahçesinde öğrencileri beklerlerken yere kilim serer, üzerinde piknik yaparlardı. Teypten bir Mezdeke açarlar, teyzeler oryantalin Allah’ını oynarlar; arka bahçede parayla tutulmuş şoparlar davul ve zurna çalarak sınav salonunda ter döken öğrencilere moral vermeye çalışırlardı. Bazı amcalarımızın kendi aralarında ‘benim çocuk seninkine koyar!” şeklinde sidik yarışı yaparlarken olayın dozunu arttırıp birbirlerini vurmaları da işin biberi tuzu olurdu. Biz hep aynı mahallenin aynı çocukları olarak, her sene hep aynı sıralarda ÖSS’ye girerdik.

Devamını Okuyun >>>

01 Haziran 2009 Pazartesi

Maltepe ile Serena_19


Mırc'ın çok popüler olduğu yıllar. 1998 gibi.
Muzaffer ilk defa chat yapıyor. Nicki Maltepe.
Favori sigarası o çünkü. Kütüğe kayıtlı olduğu yer de orası.
Bir kızla tanışıyor. İzmirli.
Muzo çok heyecanlı. Elleri 5.4 şiddetinde titriyor.
Kız iki aşklı meşkli kelime attırıyor bizimkinin monitörüne.
Muzaffer aşık oluyor.
2 saat boyunca romantizmin doruklarında tatmin ediyor kendini.
Muzaffer iki şiir yazıyor. Kız "lol" diyor.
Muzaffer ilan-ı aşk ediyor. Kız ":)" yapıyor.
Muzaffer bira şekilli piksel topluluğu ısmarlıyor.
Kız dudak pikselleriyle karşılık veriyor.
Muzo'nun kalbi çıktı çıkacak.
Dışarıda delikanlı bir bahar. Muzaffer çıldırasıya seviyor.
Sonra aniden net kesiliyor. Kızla Muzaffer'in yolları ayrılıyor.
Muzaffer'in gözünden bir damla yaş akıyor, severek ayrılmak böyle olsa gerek.
O gün arkadaşlarla internet kafeden çıkıyoruz.
Muzaffer'i kendi başına bırakıyoruz.
Yıllar sonra tekrar geliyoruz. Sene 2009.
Bir bakıyoruz ki Muzo hala aynı bilgisayarın başında.
Bilgisayar eskimiş. Monitör çatlamış.
Muzo'nun saçlar uzamış. Sakallara ak düşmüş.
Anlıyoruz ki Muzaffer hiç yerinden kalkmamış, yıllarca internette o gün tanıştığı Serena_19'u aramış.
Ama bulamamış.

Sene 2040 olduğunda bu olay büyük bir destana dönüşüyor.
Leyla ile Mecnun'un yerini artık Maltepe ile Serena_19 alıyor.
Hikayeye göre;
Maltepe 56 yaşındayken bilgisayara virüs girince deliriyor.
60 yaşında da ölüyor.
Serena_19'un akıbeti belli değil.
Sevenler yine kavuşamıyor.
Biz, "arkadaşlar" olarak hikayede hiç yer almıyoruz.
Sinirleniyoruz ama belli etmiyoruz.

Devamını Okuyun >>>

24 Mayıs 2009 Pazar

NSS ( Nadir Sorulan Sorular )

Yananı görür mü Allah?

Allah her şeyi gören, her şeyi bilendir. O yüzden yanıyorsan eğer telaş etmene gerek yok, O seni kesinlikle görüyordur. Ama yanan kişi Allah'ı görüyor mu, işte orası çok önemli. Asıl bunu sorman lazımdı be aslanım. Senin sorunun cevabını zaten zamanında Bülent Ersoy vermiş. Hiç mi dinlemedin Bülent ablayı? Ayıp!

Herneyse... Eğer yanan zavallı, Allah'ı görüyorsa; o zaman onun vay haline. İşte o çok fena. O zaman anlamalı ki, o insan evladı bu dünyayı çoktan geçip gitmiş de ruhunu öteki tarafa nakletmişler bile. Adresi bile belli. İşte o zaman çok kötü. Ama işte o zaman hak ona. İşte o ilah-i adalet. Ne sen üzül ona, ne ben üzüleyim. Kim bilir kimi yaktı da şu fani dünyada, gitti cehennemde odun gibi yandı. İşte o zaman çok sıcak. Çok hot. Artık bu fani dünyada karşı cinsi eritip bitiren nasıl ateşli bir sıcaklığı vardıysa ki; orada "Bu sıcaklık sana yetmez, sen daha iyilerine layıksın." dediler. İşte bu çok seksi. Velhasıl bu fani dünyada ne kadar alkol tükettiyse hepsi mazot olarak geri dönecek orada ona. İşte bu çok alev çıkartıcı. Ama neresinden? Onu ben bilmem. Gidip yanıp öğrenebilirsin. Biliyorsun bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Gel bu akşam bir 70'lik devirelim, cehennem vizeni ben vereyim. Kömür ihracı yapıyorum ben burdan oraya. Orda ihtiyaç çok.

Tek başına mı yazıyorsun? Bir de espirilerinin kaynağını görebilir miyiz?

Tek başıma yazıyorum. Ben çok yalnızım çünkü. Bu kalabalık şehirde etrafımda herkes yabancı bana. Bir ben varım tanıdık. Bazen dışarıdan takviye kuvvetler talep ediyorum, yazılara yardım etsinler diye. Onlar da sırf Geyik Mühendisi'nin hatrına geliyorlar. Yoksa benim için kılını kıpırdatacak insan yok şu dünyada. Öyle bir sevilmiyorum yani. Yalnızlık bana helal, şu Semih denilen bir p.ç var yan blokta ona da haram. Niye böyle oluyor, valla bilmiyorum. Zira soracak insan da yok yanımda. Öyle bir yalnızlık benimkisi.

Esprilerimin kaynağını göstermeyi çok isterdim. Ama gel gör ki zamanında çok açıp gösterdim. Sonra aklını yitiren mi dersin, korkup kaçan mı dersin.

Göstereyim mi?
Ne dersin?

=> Sen de şu dünyaya dair bir şeyler merak ettiysen, utanma, iletişimden/Info'dan sor. Öğretmenlerin bile hoşuna gidermiş öğrencilerin soru sorması. Fantazi meselesi işte bir yerde. Kimisi sever; kimisi Orhan, Müslüm olur, üzer...

Devamını Okuyun >>>

Önceki Yazılar
 
Subscribe to me on FriendFeed Add to Technorati Favorites Bloxooda Geyik Mühendisi Other Languages Blog Directory Society Blogs - Blog Catalog Blog Directory Blog Flux Directory Join My Community at MyBloglog! Clicky Web Analytics