
Garson gidince ben yan masada oturan çifte dönüyorum. Tek vücut haline gelmiş gibiler. Belirli bir açıdan kızı, daha başka belirli bir açıdan çocuğu görmek imkansız. Oğlan kızı öperken gözlerini açmış; mallığın zirvesinde orgazm olur gibi bir ifade var suratında. Tüm kafeyi fırıldak gibi dönerek tarayan gözleri benim gözlerimle, ikimize eşit mesafede orta karar bir yerde buluşuyor. O an kilitleniyoruz. Delikanlının dudakları bir anlık şaşkınlıkla yavaşlıyor, ama kız istekli olduğu için onun teşvikiyle yine canlanıyor. Fakat delikanlı gözlerini benden ayırmıyor. Kim gözlerini önce ayırırsa bu psikolojik mücadeleyi o kaybedecek. Bakışma sürüyor. Ben "ne var?" anlamında kafamı sağa sola sallıyorum. Oğlan da o refleksle "ne ne var?" anlamında kafasını sağa sola sallıyor, burnu kızın burnunu sağlı sollu tokatlıyor. Kız irkiliyor, şaşırmış bir şekilde bir an suratını delikanlıdan uzaklaştırıyor ama kaldığı yerden devam etmeye feci azimli. Tekrar yapışıyor oğlanın dudaklarına. "Hayırdır dayının?" diye biraz önce garsona yaptığım açıklamadan çok daha gereksiz ve yersiz bir soru yöneltiyorum bu sefer. Çift öpüşmeyi yarıda kesiyor. Kız bana dönüyor, ama gözleri kapalı. Hatta bana bakarken hala kapalı. Bir aşk huşusu içinde gibi. Sanki oğlanın tüm romantizm gücünü de büyük bir açgözlülükle emmiş bitirmiş, ulu bir romantizm kraliçesi olmuş gibi bir havası var. Zavallı oğlanın odunluğunu buna yoruyorum. "Efendim?" diye soruyor delikanlı. Kız erkeğinin omzuna gözleri kapalı şekilde ürkekçe sokuluyor; sarhoşun tekinin kendilerine musallat olmasından hiç memnun değil. Görmek istemiyor beni. Erkeği, sarhoşun tekiyle mücadele ederken, o bir süre daha kendi toz pembe dünyasında yaşayacak. Delikanlı tedirgin bir şekilde bakıyor bana hala. Yanında sevgilisi, önünde ne yapacağı belli olmayan bir sarhoş... Bozuntuya vermiyor, yineliyor sorusunu. "Efendim, ne dediniz anlamadım?". Gülmüyorum, sırıtmıyorum. Hayır, sinirli de değilim. Gözlerimden ufak yaşlar dökülüyor. "Her şey çok güzel olacak!" diyorum çatallı bir sesle. Delikanlı biraz şaşırıyor, biraz da tebessüm ediyor bana, "inşallah" diyor içinden. Duymuyorum ama diyor, hissediyorum. Tuttuğu altın olsa, ilk bu dileği tutacak, biliyorum.
Garson kahvemi getiriyor. Yanında bir adet promosyon falcı var. Kahvem masaya, falcım sandalyesine garson tarafından özenle yerleştiriliyor. İlginç bir hizmet. Kahvemi içerken genç ve güzel falcı kız sürekli beni kesiyor. Ona da "ne var?" anlamında kafamı sallamak istiyorum, ama daha sonra vereceği cevap akabinde hiç susmamasından korkuyorum. Falcıda muhteşem bir çene çalabilme kabiliyeti var gibi. Kahveyi büyük yudumlarla içiyorum. Fincanı ters çevirip falcıya uzatıyorum. Falcı kız anlatmaya başlıyor.
İçimin karardığından bahsediyor ilk önce. Önümde üç yol olduğunu, bunlardan sadece birini seçebileceğimi söylüyor. Ama seçeceğim yolun önemi olmadığını da belirtiyor. Çünkü yolların üçü de karanlık. Falım sürükleyici bir dramla devam ediyor. Karanlık bir el bana uzanıyor, karanlık bir "Y" harfi beni bekliyor, siyah sakallı, albino olduğundan şüphelendiğim bilge bir zenci bana öğütler veriyor, siyah giysili adamlar siyah bir arabadan çıkıp bana siyah bir silah çekiyor, siyah bir köpek bana saldırıyor, karganın biri kafama sıçıyor... Falım yeterince karanlık. "Pardon" diyorum. Fincanı falcının elinden alıyorum. Bakıyorum. Görebildiğim sadece çimento kıvamında siyah bir katman. Nerdeyse fincanın yarısı. Ekmek bana bana yesem iki öğünlük doyarım. Ama yavaş yavaş bir şeylerin de farkına varır gibiyim. Garsonu çağırıyorum. "Yenisini getir!" diyorum. "Ama şu kahveyi yapan adama söyle telvesini az koysun." diye ekliyorum.
Kara talihimin "kem"lik derecesini belirleyen şeyin, içtiğim Türk kahvelerindeki telve kıvamı olduğunu artık biliyorum. Büyük bir gizemi çözmüş gibi mutluyum. Az telveli açık kahveler içerek, aydınlık fallarımla, bahtsızca birtakım trajik aşkların içine düşmeden yaşayabileceğime otuz saniye içinde kendimi inandırıyorum. Kara bahtımın suçunu "fazla telve"ye atmak güzel ve kolay geliyor. "Bu alkol aldığım son geceydi" diyerek kendimi kandırmayı da ihmal etmiyorum. Güzel bir fal ve mutlu bir gelecekle sonuçlanacak açık kahvemi bekliyorum.
***
Yan masadaki çift öpüşmeye devam ediyor. Elemanın gözler hala açık; sanırım göz kapaklarını bir savaşta kaybetmiş. Karşımdaki sandalyede oturan falcı kızın belinden iyice aşağı kaymış kot pantolonundan kurtulmayı başarmış olan seksi çatalı kesiyor.




















3 Geyik Var - Sen de Öttür Borunu !:
Nedense çok hoşuma gitti bu yazın.
:OOOO ruhsuz bi insan bile beğendiyse, bu yazı iş yapar azizim:)))
Ruhsuz; hoşuna gitmesine sevindim, teşekkürler :)
Dengesiz Çay Tabağı; bakalım, yapsın da görelim :)
Yorum Gönder
- Yüreğiniz yukardaki yazıya yorum yazmak istiyorsa, lütfen sesini dinleyin. Yazması bedava la!
- "Ohoo! Ben şimdi yorumumu göndermek için Google hesabıma, şu hesabıma, bu hesabıma girmek için mi uğraşacam lan!" diyorsanız profil olarak "Adı/URL"yi seçip, sadece adınızı bile yazarak hiç bir hesaba girme uğraşı vermeden yorumunuzu gönderebilirsiniz. Öyle de kolaylık sunduk. Sırf sizler için.
- Ha ama aranızda "Benim Google hesabım, Open ID'im bilem var!" diye hava atmak isteyenler olabilir. Onlar da hesaplarına pek ala buyurabilirler. Başka bloglarda 3 dk tutan hesaba giriş süresi burda 2 dk. Gel abi.