23 Mart 2009 Pazartesi

ÇÖD ÖSS - 6

1) Ağırlıksız ve sürtünmesiz bir ortamda aşağıdakilerden hangisi olmaz?

A) Seks
B) Amasyalı Newton
C) Baskül
D) "Ağır ol Molla desinler!"
E) Her şey olacağına varır

2) Kimyagerler elementleri sınıflandırabilmek amacıyla periyodik cetveli icat etmişlerdir. Bu şeyin diğer adı periyodik tablo olduğuna göre, aşağıdakilerden hangisinde anlatım bozukluğu vardır?

A) Ayşe sınıfa tablosunu getirmediği için, üçgenin çevresinin uzunluğunu ölçemedi.
B) Picasso’nun çok ünlü yağlı boya cetvelleri vardır.
C) Makine mühendisleri için T tablosunun önemi büyüktür.
D) Ali 3. sınıfta çarpım cetvelini anca ezberleyebildi.
E) Yangında, Fekruh'un tablosu, cetveli yandı gitti kül oldu.

3) Tayyar, oğlu Hikmet’e işten eve gelince 3 tane oyuncak araba getiriyor. Hikmet’in arkadaşı Halime’de de biraz oyuncak varmış. Halime y tane oyuncağını Hikmet’e verince Halime’nin oyuncaklarının sayısı Hikmet’in oyuncaklarının sayısının z katının x fazlasına eşit oluyor. Buna göre eğer Hikmet 2 tane oyuncak arabasını Halime’nin kardeşi Kerhanettin’e verirse ne olur?

A) Tayyar oğlunu döver
B) Kerhanettin oyuncakları satarak kendine sermaye yaratmaya çalışır
C) Halime ile Kerhanettin arasında kavga çıkar
D) Cimbom şampiyon olur
E) Hikmet ne olduğunu anlamadan z’nin x fazlasının y eksiği kadar zarara girer.

4) Ayşe ablası Mahmuriye’den 3 yaş büyük kardeşi Saluhe’den ise 5 yaş büyüktür. Buna göre Saluhe’nin Mahmuriye’den büyük olma olasılığı altı çizili cümledeki hangi anlatım bozukluğunun giderilmesi ile %50’ye yaklaşır?

A) Ayşe yerine Fatma diyerek
B) Sayıları roma rakamlarıyla ifade ederek
C) Cümlenin altındaki çizgiyi cümlenin üstüne taşıyarak
D) Sadece A ve biraz da C
E) Hepsi

Ama Devamı da Var!! >>>

17 Mart 2009 Salı

Hollywood


Hollywood filmlerini izlerken, dünyaya ne zaman bir göktaşı düşecek olsa o koca dünyayı hep Amerikalılar kurtarıyor ya biz de acayip kıl oluyoruz bu duruma. Ama boşunadır bu kıl olmalar, bilesin. Evet, tabi ki dünyayı Amerikalılar kurtaracaktı, ne olacaktı ya? Biz mi kurtaracaktık? Hadi tamam, filmi biz çeksek diyelim, tamam göktaşı da Türkiye'ye düşsün, filmin ana karakterleri, aşk pıtırcıkları Hayri ve Hayriye gidip o asteroidi patlacaklar mıydı sanki? Aksine, "Allahım, göktaşı bize, biz sana geliyoruz!" diyerek göktaşını şarkılarla, ilahilerle karşılayacaklardı. Peki böyle senaryo mu olur? Göktaşı bile isyan eder bu duruma ki "Ulan ben böyle atraksiyonsuz heyecansız filmin ağzına sıçayım, rezil ettiniz lan beni. Gelmiyorum anasını satayım!" diyerekten allem eder, kallem eder bizim filmimizde yine gider Amerika'ya düşer. Ne de olsa alışmış kudurmuştan beter azizim. Ayrıca alışmadık götte don da durmuyor. E bize de Çağan Irmak filmleriyle ağlamak kalıyor. Ağlayın gaari.

Yine bu Hollywood'taki bilimadamların ne şeyim bir bilimadamı olduklarını vallaha da billaha da çözebilmiş değilim. Mikroskoplarına numune olarak ne getirseler "Ben şimdiye kadar böyle bir şey görmedim! Bu yepyeni bir hastalığın virüsü olmalı." diyorlar ya işte ben çok ayar oluyorum ona. Ulan sanki şu dünyadaki tanımlanabilmiş mikroorganizmaların hepsini gördün de, hepsinin moleküler düzeyde şeklini kafanda ezbere biliyorsun sanki de bunu tanımaya çalışıyorsun göz kararıyla. Ne dallama adamsın sen yahu. Ne diye heyecan yaratıyorsun durduk yere? Hödük müsün arkadaşım? Halbu ki senin o mikroorganizmayı tanımaman çok normaldir. Çünkü ben senin karizmatik bir mikrop sarrafı olmadığını, filmin o sahnesine kadar hayatında gördüğün tek mikroorganizmanın da sadece ele ayağa düşmüş E.coli'den ibaret olduğunu biliyorum. Hatta şimdi ben, E.coli'yi de kayıtsız şartsız direk E.coli olarak ezberlemiş olan senin o aptal beynine Escheria coli diye fısıldasam, "O ne lan? Yeni bir hastalık herhalde hemen karantina olalım." diyeceğini de bal gibi biliyorum. Yörü!

Bir de ben o korku filmlerindeki korkusuzca karanlık mekanlarda dolaşabilen başrol karakterlerinden çok korkuyorum. Hayaletten, cinden, periden korkmuyorlarsa Allah bilir daha nelerden korkmaz onlar. Düşündükçe korkutuyor bu insanı. Filmden ziyade asıl korkutucu olan budur yani. Korkun!

Ama Devamı da Var!! >>>

14 Mart 2009 Cumartesi

Geometrili Hislerim


İsterim ki herkes geometriyi su gibi yalayıp yutsun. Çünkü şimdi ben derdimi geometrik terimlerle anlatmak istesem, mesela "Bugün bir eşkenar üçgen gibi homojen dağılmış tüm karakteristik yüzeylerim. Mutluyum uLan." desem isterim ki herkes anlayabilsin ne hissettiklerimi. Çünkü bazen öyle bir an geliyor ki ben hislerimi geometriye dökmek istiyorum. Başkası olmaz. O an geometri olacak. Şiirsel, romantik adam olamam ben. Sevdiğim kıza, yüreğimin kalp şeklindeki bulutlara çıkıp ağlayası geldi, bu yağmurun sebebi budur, seni sırılsıklam eden fırtına bundandır diyemem. İstesem derim ama aslında. Derim valla. Bak yazıyorum bile. Ama demiyorum işte, demem. Keyif benim değil mi? Çünkü sonra sevdiğim kız bu sözleri arkadaşlarına yumurtluyor pembe peri tozları içinde, aşktan salak olmuş bir şekilde. Tabi böyle şeyler söyleyebilmek de herkesin harcı değil. Bunu duyan diğer kızlar sonra niye sen bana böyle şeyler söylemiyosun lan diye kendi erkek arkadaşlarına çıkışıyorlar. E sonra ne oluyor? O odun erkek arkadaşlar da geliyor bana çıkışıyor, bunlara sen yüz veriyorsun diye. Sonra erkekler birbirine düşmüş oluyor. Kendi kendimizi yiyoruz. Erkek nesli kendi iç çatışmalarından dolayı bir türlü ilerleyemez seviyeye geliyor. Çünkü gözü şişmiş, görmeyen ve kafası yarılmış, düşünemeyen bir insanın herhangi bir şekilde ilerlemesi mümkün olmuyor. O zaman ne yapacaz? O zaman işte ben sevgililerime bu tip romantik şeyler söylemeyecem. Aranızda söyleyenler varsa lütfen sizler de artık bir durun. Şu an erkekler kadınlar ile eşitse, onlar kadar ileriyse işte ben ve benim gibiler bu fedakarlığı yaptığı içindir sevgili okurlar. Hiç bir zaman stratejik olarak kaybetmedim ben. Kaybetmem.

İşte bu yüzden ben de geometriye öyle bir sarıldım ki, ayrılamaz oldum. Ne zaman aşık olsam geometrik şekilleri art arda sıralayarak görsel şiirler yazıyor, dikine daldığım güzel düşlerin içinde x eksenine meyillenerek sağa yani pozitif yöne doğru ilerliyorum. Aşkıma yamuk yaptığım da çok nadir görülmüştür. Çünkü çiçek dünyasında kaktüs neyse geometride de yamuk odur. Öyle bir basiretsiz, asimetrik, dolayısıyla antipatik bir şekildir yani , bok. Ben daha çok doğru yaparım. Çünkü o hem uzun, hem karakterli. Bir oraya, bir buraya döndüğünü göremezsiniz. Gerçi biraz şeyinin doğrultusunda gider ama sonuçta gittiği yoldan sapmaz yani. Kararlı olması süperdir.

Sadece ben değilim, benim gibi olduğunu düşündüğüm çok insan var bu ülkede. Ama onlar geometriyi çok iyi bilmedikleri için hislerini tercüme ederlerken yanlış yapıyorlar. Mesela çap ile teğeti karıştıran insanlar, lütfen rica ediyorum bir daha geometriyi alet etmeyin hislerinize. Bilmiyorsanız konuşmayın olum! Oruçluyken bu açlık krizi akşama çap gibi ta kıçımızdan girecek demek istiyorsunuz ama, terimi tam bilmediğiniz için teğet geçecek diyorsunuz. Olmaz! Karıştıracaksanız, hiç bulaşmayın. Herkes geometri bilecek diye bir şey yok. Olabilir çünkü, bilmemek ayıp değil. Ben biliyorum o yeter zaten. Ama itirazın varsa, gel kapışalım ÖSS'de. Alırım aklını.

***

Lan sevgilim o değil de, ben şu anda muhteşem üçlüyle* beraberim. Sen kenarortayı sil ben geliyorum.

***

*Muhteşem Üçlü=> Bir dik üçgende kenarortay ve ikiye böldüğü kenarların üçüne birden ÖSS çevresince verilen isim. Halk arasında Çarli'nin Melekleri olarak bilinirler.

Ama Devamı da Var!! >>>

12 Mart 2009 Perşembe

Sayısal Günlük Tutan Öğretmen


=> Ben diyorum ki, sayısal lotoda çan eğrisi uygulanmalı. Mesela bilinen "şanslı sayı" sayısı loto oynayan insan sayısına bölünecek ve lotoyu o hafta oynayanlar ortalama kaç sayı bilmiş bulunacak. Diyelim ki çan 1 çıktı, yani herkes ortalama 1 tane bildi, işte o zaman 2 ve üstü bilen herkes para kazanacak. Diyelim ki çan 5 çıktı, yani çok bilenlerin sayısı fazla, yani herkes ortalama 5 bilmiş, işte o zaman kimse para almayacak arkadaş. Demek ki o hafta sayılar çok kolaymış ki herkes bilmiş. Kolay sorunun bile sınavlarda puanı düşük oluyor; kolay sayıya bir de para mı vereceklerdi? Böylece bu fikri ortaya attığımdan dolayı kimse almadığı için devreden paranın yarısı benim olacak. Çeyreği MP idaresine kalacak, kalan çeyrek de artık kendini ne kadar devredebiliyorsa o kadar devredecek. Hem ben, hem de Milli Piyango idaresi bu işten karlı çıkacak.

İstiyorum ki talih kuşu sadece şansa değil, yaratıcı fikirlere de açık olsun. Yoksa oduna vermişin 5 trilyon, ne olmuş yani? 5 de olsa 15 de olsa odun yine odun, arabada da odun, evde de odun.

=> Sayısal lotodan ikramiye mi kazandınız? Parayı hemen alacak mısınız?
Bir kere daha düşünün.
Çünkü ileride bir gün loto haramdı ulan deyip gözlerinize siyah şerit çekerek sizleri sansürlemeleri an meselesi. Bilim ve Teknik bile sansür yediyse bu ülkede, vay halimize! E zaten ne gerek kıçını, göbeğini kaşıyan adama bilim? Daya Yaradılış Atlası'nı, daya patlak ampülü, daya kömürü gönüller bir olsun. Değil mi ama?

Bilim de desen, sorgula da desen, düşün, üret, çalış da desen, odun yine odun.

=> E şimdi ben lisede arkadaşla sınıfta satranç oynarken, matematik anlatan hocaya, "Hocam biraz sessiz anlatır mısınız? Burada satranç oynuyoruz." dedikten sonra o hoca beni dışarı atmadıysa eğer, o adamı sonuna kadar sevmek, zalimden, şerefsizden korumak artık farz olmaz mı?

Olsa da olur, olmasa da olur aslında. İlla şimdi olayı bir mecburiyete sürüklemenin bir anlamı yok. Ama olsa iyi olur. Olmazsa çok da kötü olmaz. Çünkü ben, "Hoca, zaman kötü, kolla götü." diye bizlere Almanca öğretmeye çalışan bir adamı manalı bir şekilde tehdit eden öğrencinin de dersten atılmadığını biliyorum. Sonra E o atılmadıysa ben niye atılayım? Hadi ben atıldım madem, o niye duruyor orda? diye sormazlar mı adama?

E sorsalar da olur sormasalar da olur aslında. Ama ben sormak taraftarıyım. Şimdi olayı illa fanatikleştirmenin bir lüzumu yok. Ama sormak iyidir her zaman. Sorulmazsa da önemli değil. Çünkü biliyorum ki...

=> Küçükken ben de günlük yazmışım. Sevgili Günlük diye başlamışım. Aziz mertebesine henüz ulaşamamış o zamanlar. Tey tey...

Saat 09:30'da kalktım. 09:35'te elimi yüzümü yıkadım. 09:45'te kahvaltıya oturdum. 10:00'da şuraya gittim, 11:00'de burada çay içtim. 12:00'de Ayşe'yi öptüm. 12:05'te kulaklarım kızardı. Saat 12:10 olduğunda daha anca yeni utanmıştım. O kadar da yüzsüzüm. Saat 12:15'te bir daha öptüm. 12:25'te bir daha. 12:32'de bir daha...

Ulan çocuk manyak... Yememiş içmemiş her dakikayı not almış. Olaydan çok saat istatistikleri var. Zaten iki gün sürmüş bu günlük yazma macerası da aslında. İyi sürmüş ama ha...

16:36'da babama yaptıklarmıı söyledim. 16:37'de bir tokat yedim. 16:45'te yanağım kızardı. 17:00'de daha ağlamaya anca yeni başladım. 17:05'te bir tokat daha yedim. 17:10'da bir daha. Babam salladı copu, vurdu kırbacı... Dedi sen bu kızı alacan artık. 18:00 sularında evden kaçtım günlük. Sonra 19:05 gibi geri döndüm. Muhteşem döndüm ama.

Ama Devamı da Var!! >>>

04 Mart 2009 Çarşamba

Cuatro, El Robocop!


=> "Oh Shit!" ya da "Ananı! Bok!" deyip aşağılamayın artık! İnsan sıçınca bok oluyor, hayvan aynı şeyi yapınca gübre ya da organik madde oluyor. Nedir yani bu aşağılık duygusu? Orhan'ın dışkısından mesela çok güzel orhanik madde olur. Değerlendirin böyle şeyleri.

=> Adamı manyetik manyak yapmayalım lütfen. Nedir manyetik manyaklık? Şöyle ki; manyetik manyaklık doğadaki çekim kuvvetlerine karşı gelmektir. Fiziği hiçe saymaktır. Terbiyesizliktir, cibilliyetsizliktir. Çünkü budur yani. (+) yük (-) yükü, erkek dişiyi, dişi erkeği çeker. Ha ama, dişi dişçi de çekebilir. Dişçiyi dişinin çekmesi ise dişçinin tamamen erkek olup olmamasına bağlıdır. Aksini ortaya atacak öte gitsin!

=> Leonardo Da Vinci ilerde adının mutant bir teenage ucubeye verileceğini bilseydi, Mona Lisa'yı iki kılıç darbesiyle parçalardı. Onun yerine porno masal yazar, Donatello, Rafael ve Michelangelo arasında geçen aşk üçgenini konu alırdı. Adamı manyetik manyak yapardı. İnanmayana açıp gösteririm!

=> Alaaddin'in lambayı okşaması cine haddinden fazla haz veriyor olmalı. Yoksa sadece okşanınca komple vücudunu gösteren görmedim ben. Gören varsa bir adım öne çıksın! Helal olsun diyecem çünkü. Demeyen Michelangelo olsun, boğazına da mozerella kaçsın!

=> Zaten şu dünyada kız sıkıntısı çeken bir şirinler, bir ninja kaplumbağalar, bir de teknik üniversitelerin mühendislik fakülteleri var. Onlara Allah'tan sabır dilemek istiyorum. Ama için için istemiyorum.

Dünya hakkat çok acımasız bir yer!

Bir de hemşirelik bölümleri var. O apayrı. Ona değinmek istemiyorum. Ama için için istiyorum aslında.

***

=> Böylelikle Uno, Dos, Tres, Cuatro serisi de tamamlanmış oldu. Vatana millete hayırlı, hayırsız evlatlara örnek, ördeklere akşam öğünü, Geyik Mühendisi okurlarına selam olsun. Sürahim 2 litre suyla dolsun, karanlıkta sakladığım güller solsun. Küçük kardeşim o gelinin saçlarını yolsun, onun renkli gözleri göz yaşlarıyla dolsun. Beddualarım yerini bulsun, yanlışlıkla ettiğim hayır dualarım cehennemde kaybolsun, dedim ki o geline zaten sen kafa olarak henüz toysun. Seni gitsin şalvarlı kırolar soysun, zamanı gelince de bir güzel koysun. Nikahına beni çağır sevgilim, istersen katilin olurum senin. Ümit kadar safı da yokmuş hani, s.ksinler şahidin olursam eğer beni. Ey hayat sen ne kadar boşsun, ama güneş sen de pek bir hoşsun. Parkurda atletler koşsun, elektrik tellerine kuşlar konsun, konserde gençler coşsun. Güzel günler göreceğiz dostlar, şen olsun yalnızlık, bu zalım hayat şen olsun!

FİNİTO.

Ama Devamı da Var!! >>>