25 Aralık 2008 Perşembe

Şurup Gibiyim Şurup, Grup Olalım Grup

Dün bizim işletme fakültesine "İlaç Sektörü" geldi.

Çok umutlandım. Sandım ki, böyle hani Migros'larda, Maxi'lerde falan ürün standı kurulur da az az tattırırlar ya size... Mesela bir bisküvi standına gider bir parça yersiniz, bir sucuk standına gidersiniz, hemen o köşeden sola dönünce karşınıza meyve suyu veren talı hatun çıkar. Bir fırt da ondan çekersiniz. Onlara gitmişken bir tabak makarna veren masaya gitmezseniz olmaz mesela... Ondan bundan içersiniz, yer de yersiniz. ( Ya da bilmiyorum ki... Yer misiniz? )

Hah işte ben aynen öyle olacak sandım. Böyle stant stant dolaşıp hap, şurup falan deneyecez gibime geldiydi.

- mMmmMm... Bu biraz ateşimi aldı gibi...

- Lan Murti! Koş koş kafa yapıyo olm bu! Hüplet sen de bi doz!

- Ben bi tane bu mavi haptan deniycektim.
- Sen biraz önce gelip içmedin mi lan?
- İçtim de...
- İçtin de ne?
- Bişey olmadı ya... :(
- Ohoo! Sen sakata gelmişsin abicim. Viagra da etki etmediyse artık...
- Ama... ama... :(
- Yasaagh! İkinci yasak kardeşim.
- Bu, potansiyel çocuklarıma vurulmuş bir kelepçedir! İstirham ederim!
- Yörü!

- Bu nasıl bi şurup acaba?
- Nasıl mı?
- Evet nasıl yani? Neye iyi geliyo? Yan etkileri nelerdir? Bi yaş sınırı var mı kullanmak için? Geniş spektrumlu mu? Lokal mi? Geçen bizim karakeçililerin Osman bunun gibi bi böle sidik sarısı bi şurup içti öldü zavallı. O yüzden çok korkuyorum artık ilaçlardan. Bi de bunun ardından normal su değil de zemzem suyu içince daha bi iyi oluyomuş diyolar doğru mu? Ayrıca, merak ediyorum sizce bu seçimlerde ne olur?
- Valla abla, bu normalde basit bi ağrı kesici olarak iş görüyo ama az votkayla da karıştırdın mı coşturur bünyeyi!.. diycem de sen kafayı bulmuşun zaten be ablam...
- ...??!! Efendim?
- Yok bişey... Kılıçdaroğlu süpürür.

Meğerse seminer falan vereceklermiş.
Açgözlü iştahım ve saf duygularım çok fena yıkıldı.

Ama Devamı da Var!! >>>

23 Aralık 2008 Salı

Azizim;

Sanırım üj bej gün kadar süredir bu turuncu-siyah blog, karşına "Yapım Aşamasında" sayfasıyla çıktı. Bu sorun tamamen blogun sahibinin kendi beceriksizliği yüzünden az kalsın kendi sitesini hackleme gafletinde bulunabilecek seviyedeki yersiz ve cibilliyetsiz meraklı hareketleri nedeniyle vuku bulmuştur. Google'daki yerini kaybetmiş olsa da, mühendis en yakın zaman içinde kendisini bulacaktır. Sitenin kaybolduğunu bildiren ihbarlar için de takipçilere teşekkürü bir borç bilir bu mühendis kılıklı fert. Eyvallah...

Ama Devamı da Var!! >>>

21 Aralık 2008 Pazar

Hepimiz Aydınız! Hepimiz Manisayız!

- Allah ülkemize aydınları bol keseden dağıtmış anlaşılan. O kadar bol ki, her taraf bir aydın, her taraf bir ışık huzmesi anasını satıyım. Bir de ışıklarını götlerinden saçmasalar işte o zaman tam süper olacak. Kirli bir ışık yani işte bu. Keşke böyle olmasaydı.

"Ama işin doğrusu bu mösyö Pamuk" dedi Fransız yetkili, nobel tacirine. Pamuk gibiydi çünkü bizim aydınlarımızın kalpleri. Yumuşacıktı. Hepsi yumuşaktı. İşte bu yüzdendi ki ondan bundan, arkasını döndüğünde kıçını tekmeleyenden, kendisini sustuğu halde hep konuşan olarak tahtaya yazandan özür dilemek onların en kutsal vazifesiydi. Acıydı ama gerçekti. Enayilerdi ama aydınlardı. Aydınlardı ama şeref esnafıydılar işte. Yazıktı...

- Gazetenin biri formula-pod diye bir alet veriyor. İsimce i-pod, şekilce psp çakması... Böyle matematik formüllerini filan gösteriyomuş, bir yerde akıllı bişey yani. Ama reklamında böyle bir aleti neden bir biyoloji öğretmeni över ona aklım ermedi. Yeni müfredatta biyoloji artık daha mı sayısal yoksa? da, biyoloji ne kadar sayısal olabilir bu arada? Yoksa hepsi bir kandırmaca mı? Bu dünya nereye gidiyor böyle Allah'ım?

- Hakan Peker'in kullandığı bilgisayarların hepsi "hp" imiş. Biliyor muydunuz? Bir de tahin pekmezken Hakan pekiyor ya bu beni çok düşündürüyor. Aklım sek sek sekiyor. Sonra rastık çekiyor Mahmure. Yaşıyor yuvada kuş gibi. Sek sek sekerek Mahmure...

Ama Devamı da Var!! >>>

16 Aralık 2008 Salı

8 Dakikada Evet

Efenim;

"İstediğiniz Kişiye 8 Dakikada Nasıl Evet Dedirtirsiniz?" diye bir kitap gördüm geçen gün. İçine şöyle bir göz atayım dedim. Çok gereksiz, çok şişirilmiş gördüm içindeki taktikleri. Hepsi teoride kalmış şeyler. Oysa bu kitabı ben yazsam böyle mi olurdu?

Şöyle ki;

Dakika 1:

Efenim ilk önce karşınızdaki adamı/kadını tutup sıkıca bağlayacaksınız. Şöyle bi de ipe gemici düğümü atın ki hareket edemesin. Muhattabınızda movefobi oluşturun. ( Hareket edememe korkusu. )

Dakika 2:

Keskininden bi Rambo bıçağı edinmiş olun. Bıçağı gözlerinin önünde gezdirin. Ona yapacağınız işkencelerden bahsedin. Korkak bir birey bu daha bu dakikada evet diyecektir.

Demedi mi?

Dakika 3:

Bıçakla derisini yavaştan yüzmeye başlayın. Acısını hissettirin ama. Gözlerinden yaşlar gelsin. Öyle hissettirin yani.
Mmmm ağzım sulandı.

Dakika 4:

Hala evet demedi değil mi?
Şimdi derisini yüzdüğünüz kısımlarına hafifçe tuz basın. Böyle bağırttıra bağırttıra ama.
Ohh o çığlıkları duyar gibi oluyorum. OOooohhh. Hoşuma gitti bak şimdi.

Dakika 5:

Şimdi tuzladığınız yerleri hafif alkolle yıkayın. Tuzu aksın. Akıp gitsin cildinden kanlı alkolle birlikte.
Bak gözümde canlandırdım da kırmızı kırmızı. Off... Ne güzel bir duygu bu yav!

Dakika 6:

Zipponuz varsa çok güzel.
Yakın onu.
Yaraya doğru yaklaştırın. Hafif cızırdatın. Böyle kıl, tüy yakar gibi...
Aman bi garip oldum. Yaşıyorum bu anı resmen.

Dakika 7:

Evet mi dedi?
Valla mı?
Neyse boşverin siz devam edin.
Tırnaklarını sökün. Acı acı bağırtın.

Dakika 8:

Yok yok...
Size öyle gelmiştir. Dememiştir Evet mevet. Demedi demedi.
Ohh acıttırın. Acıttırın.
Daha çok acıttırın.
Ağlatın.
Hayır diyene kadar ağlatın.
Hayır dedirtin.
Desin desin. Hayır desin bu sefer.
Ohşşş... Orgazm oldum resmen.

Dakika 9:

Öhöm...
Ee...
Şey...
Muhtemelen sesi kesilmiştir.
Sigaranızı yakın.
En yakın mezara gömün.

Ama Devamı da Var!! >>>

14 Aralık 2008 Pazar

İspiyoncular Tarihi

Her şey Süleyman'ın bir ders zilinden sonra can ciğer arkadaşlarını, can yoldaşlarını, gizlice bir kağıda "Konuşanlar!" şeklinde fişlemesi ile başlamıştı. Bu, ilerde ilk ispiyonculuk ve casusluk olayı olarak tarihi kayıtlara geçecekti. İstihbarat servislerinin de doğuşuna vesile olan bu cibilliyetsiz ihanet olayı Süleyman için küçük ama FBI için çok büyük bir adım olmuştu nihayetinde.

Süleyman'ın, istihbarat bilgilerini öğretmenine verdikten sonra sınıfta gerçekleşen katliam olayını sırıtarak izlediğine dair belgeler elimizde şu an mevcuttur. Bunun nasıl bir hainlik ve nasıl meymenetsiz bir karakterizasyon olduğu şimdiye kadar hiç bir tarihçi tarafından çözülememiş, belli bir sınıflandırmaya maalesef tabi tutulamamıştır.

O gün Süleyman'ın sınıfta gerçekleştirdiği bu sessiz ama etkili casusluk olayı sınıfta bir devrim etkisi yaratmıştı. Büyük sıra dayağı katliamından sonra, ders zili çaldıktan sonra kimse bir daha konuşmamış, tüm öğrenciler elinde kalem önünde kağıt, konuşacak bir yoldaşını, bir kardeşini, bir sıra arkadaşını öğretmene ispiyonlamak için yarışır hale gelmişti. Çünkü konuşanlar kağıdına ve kaleme kim sahipse sıra dayağına hükmeden bir otorite de o oluyordu. Fakat hepsi sessiz bir şekilde pusuda olduğu için hiç birisi, hiç birisinin adını kağıtlarına yazamıyordu.

Herkes, fişleme olayı aracılığıyla dayağın otoritesine sahip olmak arzusu içinde yanıp tutuşmuş; fişleme işini de sadece öğretmeni beklerken değil, artık tüm ders boyunca gerçekleştirmeye başlamıştı. Hepsi çok dikkatliydi. Bir çıt sesini kaçırmayacak kadar eğitimli kulakları ve bir çıt sesi çıkarmayacak kadar tıpalı ağızları vardı. Sınıfta hem avcı, hem de av durumundaydılar. Ve zıt durumların bu şekilde iç içe ve mükemmel şekilde çalışması, öğrencileri kağıtları boş bırakmaya mecbur kılıyordu.

Bir gün Muttalip çıktı ortaya. Standart olmayan, değişik bir düşünüş ideolojisiyle sınıfta büyük bir farklılık yaratmaya çalıştı. Muttalip, dersin birinde 'konuşanları fişlemeye çalışıp dersleri dinlemeyen öğrencileri' fişleyerek tüm sınıfı kağıdına yapıştırdı. Oyunun kuralını bozmuş, dikkati konuşanlardan fişleyenlere kaydırmak istemişti. Aslına bakarsanız sevgili okuyucular, bu da sınıfta Süleymanınki gibi bir casusluk ve ispiyonculuk devrimi yaratabilir, Muttalip adını tarih sayfalarına Süleyman gibi "büyük ispiyoncu" şeklinde geçirebilirdi. Ne yazık ki olaylar böyle gelişmedi. Muttalip'in bu harekatı, aslında biraz defoluydu.

***

Öğretmen Muttalip'in kağıdını aldı. Kağıtta ismi yazılanları sıra dayağına tabi tuttu. Muttalip'in bu katliam sırasında kesinlikle ve kesinlikle sırıtmadığına dair belgeler de elimizde mevcuttur. Çünkü o da " 'konuşanları fişlemeye çalışıp dersleri dinlemeyen öğrencileri' fişleyerek dersi dinlemeyen öğrenci " olarak kendini ele vermişti. Ve ilk dayağı o yemişti. Muttalip sadece arkadaşlarına değil, planındaki bu büyük açık sebebiyle kendine de ihanet etmiş oluyordu aslında.

Muttalip'in bu açığı, öğrencilere casusluğun elbet bir gün gelip casusun kendisini vuracağını öğretmişti. Ve o günden sonra tüm öğrenciler mutlu yaşadı o sınıfta. Ders zili çaldıktan sonra bile hepsi, dağlarda ve kırlarda çoban Peter ile birlikte koşan Heidi gibi hür, pika pika tekerlemesiyle çocukların zihinlerinde yer etmiş pikaçu gibi pozitif elektrik yüklüydüler.

***

Yine de tarihin bu tozlu sayfalarına gömülmüş kalleşlik öyküsünden ders çıkartmak lazımdı. Bu yüzden tam 63 yıl sonra, 5 - C'lerden Burhanettin, tüm bu olaylar zincirini en ince ayrıntısına kadar anlatan tarihi bir film çekecekti.
"Süleyman ispiyoncuların ilahıydı önce..." diye başlayacaktı dış ses.
"...sonra Muttalip peydahladı ve baş yapayım derken göt çıkardı."


Ama Devamı da Var!! >>>

10 Aralık 2008 Çarşamba

Şizofreniyatım - 9

1. GÜN

Azizim Günlük,

Bugün bayram harçlığı işine girmeye karar verdim. Artık el öptürmeye ve dolayısıyla küçük çocuklara bayram parası vererek onları sevindirmeye takati kalmamış mahallenin ihtiyarlarından, bugün var yarın yok amcalarından ve teyzelerinden küçük çocuklar için para toplayıp daha sonra bu paraların bir kısmını çocuklara vermeyi düşünüyoum. Bana kalan kar payı çok fazla olacak günlük. 4 günde zengin olacam şerefsizim. Amacım, kimseler keşfetmeden bu piyasada tekel olmak. Hadi hayırlısı. Bu mübarek bayram gününde Allah yanımda olacak. Hissediyorum.

2. GÜN

Azizim Günlük;

Bayram ziyaretlerinde her gittiğim yerde baklava yemekten fukara sümüğüne döndüm iyice. Midem bir fesat oldu bir fesat oldu, sorma. Halbuki gittiğim yerlerden biri kemalpaşa yapsa, diğeri sütlaç, öbürküsü kazandibi, bir diğeri künefe getirse, biri kolaya kaçıp puding koysa önüme, biri zoru sevse de profiteröl yedirse daha iyi olmaz mıydı? Artık sokaklarda, günde 20 tabak baklava yiyerek mutasyona uğrayan süper kahraman BaklavaMan'ler boy vermeye başladı yavaştan. Hepsinde baklava şeklinde birsürü karın kası oldu da neden aynı kaslar bende daire şeklinde çıktı anlamadım.

Niye lan?
Korkuyorum.

3. GÜN

Azizim Günlük;

Sana bahsettiğim bayram harçlığı işi yattı. Bugün yatağının başucunda 300 YTL'sini koparmaya çalıştığım bir dede olayı hemen çaktı. Sinirinden, 7 aydır hiç kalkmadığı yatağından ayaklanıp beni evinden stretti. Şevkim çok kırıldı günlük. Bu ulu kainat ve büyük İslam dünyası bir girişimci ruhu daha böyle kaybetti.

4. GÜN

Azizim Günlük;

Bugün bayram ziyaretlerim sırasında bir bayram harçlığı çetesi tarafından kaçırıldım. Onlar için bayram harçlığı toplayıp, topladığımın %95'ini çeteye verdim. %5'i de eve dönerken alacağım ekmek için anca yetti. Bunun adaletsizlik olacağını düşündüm ve çete liderinden %10 daha istemek için geri gittim. Fakat, bu çete reisine istemeden de olsa açtığım bayramlık ağzım pek iyi olaylara vesile olmadı neyazık ki. Milletin de bayramlık ağzı torba değil ki büzesin arkadaş! O da sanırım aynen böyle düşündü. Büzme işiyle zaman kaybetmedi pek. Suratıma öyle bir sert kütle fırlattı ki amk'uğumun reisi, bir anda gözlerim karardı. Aşağıdan yukarıya böyle ismimim en önde olduğu jenerik yazılar falan geçti. Bi değişik, bi garip oldum.

Kendimi Lost'ta, Heroes'da oynuyormuş gibi hissettim ne yalan söyleyeyim günlük. Aldığım darbe beni nasıl etkiledi, öldüm mü yoksa kaldım mı acaba bilmiyorum. 5. Gün neler olacak sabırsızlıkla bekliyorum.




5. GÜN

...




6. GÜN ?

...




7. ??

...




10. ???

...




THE END

Ama Devamı da Var!! >>>

06 Aralık 2008 Cumartesi

Aramızda Bir Top Var


- Geçen akşam Hertha Berlin - Galatasaray maçını izlerken dikkatimi çekti. Sabri kasıklarına aldığı bir darbeden sonra sahayı, kasıklarını tuta tuta sinsi bir şekilde sırıtarak terk etti ya. Maçı izleyen kızlara zarf mı attı lan şimdi bu ?

Keserim allahıma!

- Bir an için, Baros'un pembe kramponlarına karşılık, eğer oynasaydı Hakan Şükür'ün yeşil kramponlarla nasıl misilleme yapacağını düşündüm. Güzel olurdu bence. Renk cümbüşü olurdu. Belki Sabri imana gelirdi de sahayı dikey değil, olduğu gibi yatay olarak düşünürdü.

Sabri! Kale önünde önünde! Tepende değil!

- Servet rahatça sümkürebilsin diye maskesindeki burun açıklığının özel olarak ayarlandığını düşünüyorum. Kolay değil. Bu işin bir aerodinamiği var, bir yolu yordamı var. Öyle nereye giderse gitsin mantığında sümkürmek mahalle maçlarında, çocukluğumuzda kaldı. Devir değişti. E sümük de evrimleşti.


O değil de; bu adamı, kamera her çektiğinde sümkürürken görüyoruz. Halbuki bir de kamerayla yakın çekim gösterilmediği, maçın %80'lik bir bölümü var. Düşünebiliyor musunuz?
Düşününce üretilen ve piyasaya salınan numune miktarı çok "makro" bir boyut çıkıyor değil mi?
Bence düşünmeyin.

Bir de bu var; Servet organ falan değil, tüm vücudu komple bağışlamış diye duydum. Ölünce ondan robokop yapacaklarmış. Servet ideal bir seçim bence de.

Bir de şu var; "Maskeli Beşler" filmini artık "Maskeli Beşler + Maskeli Servet" şeklinde çekerlerse bu sefer anlamlı bir film yapabilirler gibime geliyor. Servet çok şey katabilir filme. O yeteneği görüyorum.

Bir de o var bende, senden içeri... !! ? (!) !?!?!

- Berlin, o akşam Mecidiyeköy'den daha bir Mecidiyeköy'dü sanki. Ali Samiyen Stadı portatif teknolojiye ayak mı uydurdu nedir. İçindeki taraftarlarla birlikte taşınabilir bir stad... Kimi zaman Berlin'e, kimi zaman Milano'ya. Kışları havalar soğuduğunda kırlangıçlarla beraber sıcak diyarlara. Belki Avusturalya'ya.

Güzel bir uygulama.

- Galatasaray Berlin'i yendikten hemen sonra, Eskişehirli arkadaşlar yurt meydanında toplanıp, "Ne Galatasaray, ne Hertha Berlin, en büyük ESES!" gibi zamansız ve yersiz bir slogan zinciri atmaya başlayınca, Karşıyakalı arkadaşlar da "Kaf kaf kaf sin sin sin kaf sin kaf sin KAF!" diye Eeses'lilere cevap verdiler. Çıkan arbedede 5 öğrenci yaralanıp hastahaneye doğru yol aldı. Kavgadan yara almadan kurtulanlar da o gazla kız yurtlarını basmaya gittiler.

Elleri boş döndüler. O ayrı.

- Fenerli bir arkadaşım, "İnşallah biz de UEFA'ya kalırız, Galatasaray'ın yanına gideriz." dedi.
Beşiktaşlı bir arkadaşım, "Metalist son maçını kazansa da sorun olmaz. Sizinki şerefli ikincilik olacak." dedi.
Trabzonlu bir arkadaşım, "Olum ben sendeki senim. Manyak Şizofren! Senin Trabzonlu arkadaşın yok ki! Sttir git! Bırak yakamı artık!" dedi.
Öyle işte. Sadece dediler.
Ben cevap vermedim.

Ama Devamı da Var!! >>>

04 Aralık 2008 Perşembe

Reklam Kokan Hareketler Bunlar


- Mr. Muscle diye bir şey vardı televizyonda. Bakıyorum ufacık adam kocaman kaslı falan bi adam oluyor Mr. Muscle sayesinde. Bir hafta sonra annem almış gelmiş eve aynısından. Kafamda bir şimşek çaktı, “Neden olmasın ?” dedim. Malum, kızlara yakışıklı görünme telaşı... Aldım içtim kutunun içindekini bir dikişte. Sonra ne mi oldu?
Gluk, gluk, gluk!
Üç gün köpürdüm.
Ulan hani meyveliydi ? Ben hiç meyve tadı almadım.

- Rejoice reklamı vardı bir de. Elemanın biri “Yıkıyorum çıkıyorum, yıkıyorum çıkıyorum” deyip duruyordu. Güvendik herife yıkadık çıktık saçları. Üç gün sonra bir baktık sinüzit olmuşuz. Yıllar geçti hala kurtulamadım sinüzitten. Buradan sana sesleniyorum o elemana: Seni bir yakalarsam var ya üç gün buzdolabında bekleticem şerefsizim!


-
Bir çocuk vardı ben küçükken. Bas bas bağırıyordu “Babam öyle diyo” diye. Güvendik çocuğa, gittik aldık bir Tempra SX.A.K 2.0 i.e. Ulan ne bela arabaymış be! Göstergesi bozuldu, arabanın yarı parasını tamir parası diye aldılar. Hayır, onu geçtik öyle bir benzin yakıyor ki meret girsem karbüratöre beni de yakıp karıştıracak havaya o denli yani.
Allah belanı versin çocuk; babası öyle diyormuş. Yaktın bizi...

- Taso reklamları ilk çıktığında sırf taso biriktireyim diye her gün 8-10 paket cips alıyordum. E malum, nimet bu, çöpe atmamak lazım düşüncesiyle o cipslerin tümünü yiyince obez oldum bir senede. Futbolcu olacaktım aslında ama kilolar yüzünden geldik buralara sürünüyoruz mühendis olacaz diye. Aslında var ya Arda’dan bile iyiydim ben.
Geleceğimi tükettin hain patates!

- Garanti’nin sucu çocuğu vardı ticari zekâsı en yükseğinden. Reklamla ilgili her şeyi bir kenara bıraktık da insan biraz komplike bi müzik koyar kardeşim o reklama. İki yıl herkes fareli köyün kavalcısı gibi elinde flüt sucu çocuk çaldı gezdi ya. Süper babadan sonra en çok çalınan müzik buydu blok flütlerde.
Dılılı dılılı dııuu… Hatırladın di mi sen de ?

- Ali Desidero abimiz vardı hani. “Tıraş kallavi fiyat cüzi.” diyeninden... Fiyat pahalıydı o zaman, ama Ali abimiz dedi diye iki paket cips parasına kıydım aldım jileti. Jilet hakikaten kaliteliydi de tıraştan sonra kolonya sürmek hiç iyi olmuyor o yaşta. Sabaha kadar buzdolabında oturdum yüzüm yanmasın diye.
Ali abi biz seni delikanlı bilirdik. İnsan bi uyarmaz mı ya?

! Bu derlemesinden dolayı; okuyup etmeden, diplomayı hangi torpille bulduğunu bilemediğim, bir anda tepemde Yüksek Geyik Mühendisi kesilen oda arkadaşıma teşekkürü bir borç bilirim. Çok yaşa!

Bu arada bundan 12 - 13 sene önce, Tekirdağ'ın Saray ilçesinin yerel radyosunda "Babam öyle diyo!" diyen çocuk bendim. Televizyondaki değil ama onun yerel radyo versiyonunda ben oynamıştım lan. Valla... Çakma reklamdı ama olsun. Reklamın iyisi kötüsü, çakması takması olmaz. -- Arkadaş duymasın en iyisi. --

Ama Devamı da Var!! >>>

01 Aralık 2008 Pazartesi

Ağdalı Bacak Çok Can Yakar

- Yurtta kaloriferler yanmayınca çok sinir oluyorum lan. Soğuk oluyor o oda. Nasıl buz kesiyor bir bilseniz. Beyin hücreleri o soğuktan baya bir zarar görüyor sanırım. Geçen gün kendimi kalorifere çakmak tutarken yakaladım. "Ne yapıyorsun olum?" diye sordum. "Hacı oda soğumuş. Kaloriferi yakıyorum. Isınırız şimdi. Sen bak keyfine!" dedi. "İyi" dedim. Hemen kendimden uzaklaştım.

- Sınavlara son akşam çalışmak çok heyecan verici bir olay. Yetişecek mi, yetişmeyecek mi ikilemi bir yana, bu bünye acaba kaç kupa kahveye dayanıklı sorusu da cevabını buluyor. Fakat şimdiye kadar hiç bir kahve miktarı son akşam biyoloji savaşında galip gelemedi. 3 kupa Nescafe üstüne 2 Redbull içiyorsun, gidip düz duvarlara tırmanasın geliyor. O hevesle biyoloji başına oturuyorsun. Fakat maalesef, daha ikinci sayfada meftah oluyorsun. Hiç bir kafein miktarı biyoloji dersinin uykusal silahına karşı koyamıyor. Acı ama gerçek. Ertesi günkü sınav daha acı...

- Bir projem var benim: Yurtiçin Kargo.
Amaç, kampüsteki yurtlarda kalan öğrencilerin kargo ihtiyaçlarını karşılamak. Teslimatlar "A hey hey hey!" gibi kargo şarkıları eşliğinde gerçekleştirilecek. Sipariş edilen mallar sadece alkol ve nargileden ibaret olacak. Hep kop kop, hep eğlence olacak. Evet, bir süre sonra proje amacından sapacak.

- Salvador Dali sergisini İstanbul'a getirten Sabancıydı. Serginin reklamını "SAlvador Dali" şeklinde yapsalardı ya!

- Geçen gün gitarımın telini kopardım. Sanki içimde bir sinir teli koptu gibi hissettim. Bir üzüldüm, bir üzüldüm... Oysa rüyalarımda o tel üzerinde ne sololar atmıştım, ne canlar yakmıştım. Hayallerimin hepsi bir bir yıkıldı gibi hissettim bir an. Benim güzel Ibanezim, aybanezim... En kısa zamanda yeni bir telle yeni bir sayfa açılacak ilişkimizde, söz veriyorum. Akort ederken efendi gibi davranacam. Hayvan gibi yüklenmeyecem orana burana. Söz bak. Valla. Ölümü gör. Allah belamı versin! ??!

- O değil de.
Ne bacak var ablamda yav. Hey maşallah! :P

Ama Devamı da Var!! >>>