27 Kasım 2008 Perşembe

Trakya Alkolseverler Derneği

Trakya Alkolseverler Derneği kurma planlarımız tam gaz devam etmekte sayın okurlar.

Yakında derneğe üye alımları başlayacak. Fakat bu derneğe öyle her isteyen üye olamayacak maalesef. Üye olmak isteyenler belli bir mülakattan geçmek zorundalar.

Mülakatta başarıyla yapılması gerekenler şunlar olacak;

1) 70'lik öküzgözü şarabı 1 saat içinde bitirilecek.
2) Şarap bittikten sonra Fuzuli'nin su kasidesi ayakta, ezbere okunacak. ( Adaylara 3 kere şaşırma hakkı verilecektir. Telaş yapmayınız. )
! Mülakatı başarıyla geçip derneğe üye olanlar aynı zamanda tarafımızdan ayda 1 şişe olacak şekilde tekila bursu da kazanacaklardır.

Mülakat fobisi olan alkolseverler için de alternatif bir yol düşündük tabi.
Derneğimize 100 şişe 70'lik Tekirdağ Rakısı bağışlayan her alkolsever mülakata girmeden aramıza katılabilir.

Aktivitelerimiz ise şu temel hal ve hareketler çerçevesinde şekillenecektir;

- İnsanların ölümüne neden olan metil alkole ve bu metil alkolle yapılan sahte rakıları, votkaları satan ticrethanelere karşı "Etil Alkol Direniş Hareketi" gerçekleştirmek.
- Köprü altlarında alkol sıkıntısı çeken şarapçılara kanyak, votka yardımı yapmak. Amaç, tek tip alkolle beslenmelerini engellemek.
- Haftada en az 2 kere fasıl gecesi.

Temel prensip ise her zaman; 'hayatın acımasızlığına karşı, onurlu ve şerefli bir etil alkol duruşu sergilemek' olacaktır.

Katılımcılara şimdiden teşekkür eder, derneğimize üye olabilen başarılı ( ya da paralı ) alkoseverleri tebrik ederiz ( yani edecez inşallah ).

Ama Devamı da Var!! >>>

26 Kasım 2008 Çarşamba

Şizofreniyatım Bilmem Kaç Numara - Postmodern Darbe

Yok yok hata yok. O başlık bilerek öyle yazıldı. Bu kez olay biraz farklı çünkü. Mühendisimizin yazı fırtınasına dışarıdan müdahale var onu tanımlıyor başlık. Baktım bizim mühendis almış eline klavyeyi yazıyor da yazıyor yok efendim şizofreniyatmış, yok efendim tuzlu suya birileri batarmış. Hadi diyorum çok karışmayım çocuğun işine ama iyice abarttı son günlerde... Geçenlerde günlük rutin kontroller için açtım siteyi bi baktım rüya görmüş bizim mühendis. Aha dedim beni gördüğünü anlattı herhalde… Sevinerek bi açtım sayfayı aman godness o da ne? Komodo ejderi gördüm diye yazmış arkadaş. Aslında rüyasında gördüğü bendim ama bizim mühendis beni o garip yaratıkla tanımlamış! Felsefede biz bu duruma kuyruk acısı diyoruz kısaca. Neden mi kuyruk acısı? Hani şu bizim mühendisin kâbusu olan 'yüksek geyik mühendisi' var ya; o kâbus değil aslında. O bizim mühendisin odadaki yan komşusu, yani benim… Bu adamın hayatını düzene sokan benim. Yoksa gidip kanalizasyonda yaşayacak adam. Geçen sınavı vardı; baktım son gece hala geyik yazıyor orda burda. Aldım bilgisayarı kilitledim dolaba çalış ulan bu bir emirdir dedim. Tamam abi dedi ama beni kandırmış sanırım. Sonuç ne oldu sonra peki: Arkadaş sınavdan sonra iki gün oturamadı, ayakta gezindi. Sınav kâbus gibiymiş, öyle dedi. Ama hak etti o. Ne demişler; “Kaderde varsa düzülmek, neye yarar üzülmek?” Aslında iyi yazıyor adam, böyle gençlerin yazdıklarını okumak gurur veriyor ama arada müdahale etmek lazım yoksa oturamaz hale geliyorlar. Baktım durum kötü aldım elime kalemi başladım ben de yazmaya. Ama kağıt yerine laptop ekranına yazmaya kalkınca patladı milyarlık laptop. Mühendis çok kızdırdın beni bak yaktım laptopu. Mühendis, koş bana bi laptop al gel.

Mühendis bu bir rica değil bir emirdir!

Ama Devamı da Var!! >>>

24 Kasım 2008 Pazartesi

Köy Yumurtası Tuzlu Suda Yüzer

- Hani yarışmalardan sonra ilk üçe girenleri yanyana bulunan kürsülere çıkarıyorlar ya. 1.'lik kürsüsü en yüksekte bulunurken, 3.'lük kürsüsü en alçakta duruyor. Aslında yarış henüz bitmiş sayılmıyor o anda. Çünkü tören sırasında 3. olan yarışmacının bazen uzun boy avantajını kullanarak görüntü itibariyle 1.'liği zorladığı zamanlar oluyor.

Bunu nasıl açıklayacaksınız lan? Bu felsefik bir şey midir? Yani başarı denilen şey, azimli ve çalışkan ruhtan çok; maddenin özünde mi gizlidir?

- Birde hep kıyaslarız ya. O mu döver, bu mu döver? Bu, aslında insanoğlunun doğasında hep vahşi bir yarışmacı ruhun bulunduğunun kanıtı olabilir mi?

Ken mi döver, Ryu mu döver?
La bi bırak git. Dhalsım ikisini de döver.

Rocky mi döver, Rambo mu döver?
Rocky döver, ama Rambo öldürür.

Freddy mi uçar yoksa Jason mı sıçar?
Evet.

Kıyaslama zevkiyle çok kişinin konudan saptığına da şahit olunmuştur.

+ Van dam mı Ceki Cen mi?
- Ceki Cem.
+ Jennifer Lopez mi Shakira mı?
- Hangisi tutarsa.
+ Var mısın yok musun?
- Kısmet.
+ Evet mi Hayır mı?
- Bas gaza!

Ama Devamı da Var!! >>>

21 Kasım 2008 Cuma

Uzun Yolda Klima Şart!


- Geçen akşam rüyamda komodo ejderi gördüm. Köpek, kedi, yılan görsem anlarım. Dinozora da eyvallah. Ama komodo ejderi niye? Bilinçaltım benimle nasıl bir oyun oynuyor? Öğrenmem lazım. Bu yüzden rüyayı 'save' ettim, bu akşam kaldığı yerden devam edecek inşallah.

- Floresan lambaların ışığından nefret ediyorum. Bana ampul olacak. Ama 'ak' ışık vermeyecek, sidik sarısı olacak. İğrenç bir adam olduğumu kabul ediyorum. Yakında "Dublex evde değil, kanalizasyonda yaşamam gerek benim." dersem, şaşırmayın. Çünkü ben şaşırmayacam.

- Sınavlarda yorum soran hocalara gıcık oluyorum. Yorum bu arkadaşım, sana göresi bana göresi var olayın. Sen derste yaptığın yorumlar için rektörden not alıyor musun? Hayır. Ben niye alıyorum peki?

Bilgi soran hocalara da gıcık oluyorum. Bir "Microbiology" kitabını 6 tane profesör yazıyor, sonra sadece bir öğrencinin o kitabı ezberlemesi isteniyor. Adalet nerede? H(ödük)asan ezbercisini dersten atmak dururken, bizim onun gibi olmamızı istemeleri neden?

Ben aslında sınav olayına komple gıcık oluyorum.
Bilmem anlatabildim mi?

- Üçünün Nescafe'de bir arada olmasını da sevmiyorum. Beşi bir yerde olayı ise direk çeteleşmeye girer. Dostça kardeşçe topyekün yaşamak varken, gruplaşmanın amacı nedir? Bak Türk kahvesine, bak çeyrek altına, bak bana! Hangimizde var yalnız kalma kompleksi? Yalnız kalsan bile güzel hani. Yalnızlar rıhtımında ne de güzel oysa esen rüzgarla sinüzitleri azdırmak. Ohh mis!

Ama Devamı da Var!! >>>

17 Kasım 2008 Pazartesi

Ansiklopedi Lan Bu!

Mete Han:
- Bir yumruğu 100 Hulk, bir bakışı 250 Tatar Ramazan gücünde olan.
- Bir "Huleeaayynn!" diye bağırmasıyla Çinli askerleri Çin Seddi'nin dibine işeten.
- "Hiç şaşırmadım. Belliydi böyle mızıkçılık yapacakları. Çin'le savaşan bir daha aha böyle olsun!"
- İpiyle kuşağı, atıyla uşağı. Avradıyla yatağı, silahıyla otağı.

Attila:
- Tanrının kırbacı. Roma'yı arada bir dürten.
- "Hacı, Altar'ın oğlu Tarkan diye bir kahraman çıkmış, ünümü gölgeliyor. Ne yapsak ki acaba?"
- Roma'lı kızların gözünde bir Brad Pitt, bir Aşil olan. Asla Orlando Bloom seviyesine inmeyen.
- Tüm hanlara "Atilla değil ulan! ATTila ATTila!!" diye duyuru asan.

Cengiz Han:
- Kan tiryakisi. Kan görmeden güne rahat başlayamayan.
- Adı Timuçin olan cihan fatihlerine verilen ünvanların tümü.
- "Bacağımı sallasam 200 kişi uçar, kıvırsam deprem olur! Atımla kuşağım, ipimle ..."
- Mongol.

Kantakuzenos:
- Bizans dölü.
- "Büyük Roma olacam! Ben efsaneyim! Osmanlı'yla final oynayacam, kupayı kaldıracam!"
- Orhan Bey'e, katalanlara, ona buna şuna paso kız veren. Kız sıçan.
- Final oynamayı bırak, daha gruptan çıkamayan. Allah'ından bulan.

Hiung-Nu:
- Askerleri at sürerken, kendisi Mondial takılan.
- "Bu duvarı yaparken maddi gücü 'Made in China'dan, manevi gücü Türkler'den aldık!"
- En çok çekindiği ismin zıplayan fatih Kara Murat olduğunu belirten.
- Halkın lincinden Çin Seddi dolayısıyla kaçamayan. Yazık olan.

Ama Devamı da Var!! >>>

15 Kasım 2008 Cumartesi

Sadist Bir Katilin Öğütleri

- Önce çamaşır kurutma makinesinin programını ektsra kuruluğa ayarlıyorsun. Çırılçıplak kalacak şekilde soyunuyorsun. Soyun hadi. Bunun utanmacası yok. Korkma kimse bakmayacak, görmeyecek pipini. Ya da her neyin varsa işte. Makinenin içine girip kapağı kapatıyorsun, içeride 2 saat boyunca dönüp duruyorsun. Program sona erdiğinde dışarı çıkıyorsun. Bak 5 kilo vermişin bile.

Bu durum hoşuna gidiyor. Hoşuna gidecek!!

Aynı işlemi tekrarlıyorsun. Komple buharlaşana kadar devam ediyorsun.

- Amerikan güreşlerine bir bilet alıyorsun. Ama önce Amerika'ya uçak bileti al ki güreş bileti elinde patlamasın. Sonra güreşi izlemek için mekana giriyorsun. Güreş başlıyor, sen ringe dalıyorsun. O hayvani güreşçilere küfrediyorsun. Merak etme, İngilizce bilmiyorum diye üzülme. Sadece "fak" desen anlar onlar seni. Ya da senin aklında farklı bir argosal hareket varsa onu yapıyorsun.

Sonrası kendiliğinden gelişiyor zaten.
Mesajını alıyorlar, aynen eline geri iade ediyorlar.

- Bir bidon dolusu hidroklorik asit (HCl) içine kafanı sokuyorsun. Afferin. Aynen böyle.
Beni duyuyor musun?
Hoouuv!
Duymuyorsun.
Peki.

- Ürogenital delikleri tıkıyorsun. Ağzına musluğa bağlı hortumu sokuyorsun, musluğu da açıyorsun. Yavaş yavaş şişmeye başlıyorsun. Delikler tıkalı olduğundan dışarı sızamayacak olan su, vücudunu patlatana dek hortumu çıkarmıyorsun ağzından. Şişmeye başlarken uçmaya çalışmak filan yok ona göre. Fizik kurallarına aykırı davranışlar istemiyorum.

Patlayacak gibi oldun mu işaret veriyorsun ki biz de kaçalım.
Açıyorum musluğu senin için.
Açııyoruumm.
Hoopp, açtım.

Ama Devamı da Var!! >>>

11 Kasım 2008 Salı

ÇÖD ÖSS - 5

1) Ali'nin babası İshak Bey'in sağ cebinde 5 YTL'si vardır. Bu her zaman böyledir.
Günlerden bir gün, İshak Bey oğluyla beraber Veli Efendi Hipodromuna yarış izlemeye gidiyor ve aynı zamanda sol cebindeki dolarların tümünü Sergen'e yatırıyor. Baba oğul tribünde yerlerini alırlarken Ali etrafını çakmak çakmak gözleriyle şaşkınlıkla izliyor. Tam bu sırada İshak Bey hangi ünlü atasözümüzü söyleyerek kültürümüze katkıda bulunmuştur?

A) Ali bak!
B) Ali ata bak!
C) Bir gün çok ünlü olacaksın Ali.
D) Evet, bana baba diyebilirsin!
E) Dolar yükselecek, Sergen düşecekmiş diyorlar. Sence yanlış mı yaptık Ali?

2) Nevada’da yapılan bir araştırmada anne karnındaki bir zigotun, daha 2 haftalıkken fotosentez yaptığı saptanmıştır. Bu anne 4 aylık gebe olduğunda, bir kaplumbağa ve bir kova su ile birlikte bir cam fanusa konuluyor ve bu fanus Temmuz ayında, öğlen sıcağında günlerce bekletiliyor. Bu deney esnasında oluşacak olaylar aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

A) Kaplumbağa sıcakta susar ve bir kova dolusu suyu, anne öğlen şekerlemesi yaparken hüpletir.
B) Fanusta yavaş yavaş oksijen tükenirken, anne ayaklarını su dolu kovaya sokar ve içindeki bebeğin sahip olduğu fotosentez yeteneği sayesinde ortamı yaşanabilecek seviyeye getirir.
C) Anne, fanustaki son dakikalarını kaplumbağaya hiç görmediği ana şefkatini göstererek geçirir.
D) Cam fanus sıcakta çatlar.
E) Kovadaki su buharlaşır, anne fazla nemden boğularak can verir. Kaplumbağanın rengi sarıya döner.

3) Özdeş ve türdeş iki öğrenciden biri, bir dersin ilk sınavından 100 üzerinden 25 puan alıyor. Sınav süresini de 35 dakika aşıyor. Diğer öğrenci aynı sınavı hem 50 dakika erken bitiriyor hem de ilk öğrenciden 75 puan fazla alıyor. Bu duruma göre iki öğrenci, birlikte aynı dersin ikinci sınavını kaç dakikada ve kaç puanla tamamlarlar?

A) Onu bunu bilmem de, ilk öğrenci tam bir odundur.
B) 12 dakika, 125 puan
C) Bu öğrenciler hani özdeş ve türdeşti?
D) "ÖSS'de kaliteli seçenekleri her zaman D şıkkında görmeniz bir tesadüf değildir!" A. Doğan
E) Heroes - Sezon 3 Bölüm 2... Aynısı var... Valla billa! Öğrenciler öğretmenlerin zihnini okuyo filan. Paso 100 çakıyolar.

4) Spartalı muhteşem ikili filozoflar Aristo ve Beko, ekmeği aslanın ağzından çıkarmanın çok saçma olduğunu düşünmüşler, bu yüzden de 'deyim değişikliği akımı'nı destekleyerek ekmeği başka hayvanların daha münasip noktalarından çıkarmışlardır.

Yukarıda verilen bilgilere göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Aristo metal, Beko ametal taraftarıdır.
B) Aristo ve Beko aslan karşıtı olduklarından, Cimbomlularca acımasızca ve hunharca katledilmişlerdir.
C) Aristo ve Beko zamanın şaklabanlarıdır.
D) Deyim değişikliği akımı felsefe tarihinin dönüm noktalarından biridir.
E) Doğru şık her zaman gözüne gözükmeyebilir. İşte bu vakitlerde sakın telaş yapma.

Ama Devamı da Var!! >>>

09 Kasım 2008 Pazar

Haşlanmış Patates Tencerede Dibe Çöker

- İlerde bir gün "Yüksek Geyik Mühendisi" diye biri çıkarsa karizmam çizilmez mi lan? Ben kendi halimde sade bir mühendis, o ise yüksek yüksek lisanslardan kopup gelmiş bir süper kahraman!

- Geyik, müjdemi isterim. Artık bir patronun var!
- Geyik, şunu da bir yazıver benim için!
- GM, bu bir rica değil, bir emirdir!

Kabuslarımın yeni jönü oldu bu herif.
Çıkmasa bari ortaya...

- Geçen gün şizofrenik kişiliğimi ziyarete gittim.
"Nasılsın Hacı?" dedim.
"İyidir azizim. Ben de şimdi düğüne gidecektim." dedi.
"Kimin düğünü?" diye sordum.
"Evleniyorum." dedi.
"Oha!" dedim.
"Seni aldatıyorum azizim. Gidiyorum ruhundan. Gidiyorum bu diyarlardan." dedi.
"İyi git bakalım. Ama sakın geri döneyim deme!" dedim. Sinirlenmiştim.
"Azizim, hastasın sen! Durup dururken hayali arkadaşlarla filan konuşuyosun. Delirmişin. Duramam artık buralarda." dedi.
"Haklısın lan!" dedim.
Vedalaştık. Gitti ipne.

- İbrahim Sadri gibi şiir yazmaya çalıştım yıllarca. Gel gör ki hiç beceremedim.

Küçüktüm tabi ozamanlar.
O manavdan soğan aldı mı bir damla gözyaşı dökerdim.
Buzdolabını ayağıyla kapadı mı iki damla olurdu.
Muhabbeti fasülyeden açtı mı hele, bir de dramatik müziği kodu mu arkaya, hüngür hüngür ağlardım.

Ama zamanla ben de büyüdüm.
İyi ki İbrahim Sadri gibi yazmayı becerememişim diyorum şimdi.
Şiir denilen edebi türü bir de ben becermemişim.

Ama Devamı da Var!! >>>

06 Kasım 2008 Perşembe

Şizofreniyatım - 8

Azizim Günlük,

Bugün kullandğım GSM operatörüne "Kontörüm bitti ne yapmam lazım?" diye bir mail attım. 2 saat sonra şöyle bir cevap geldi.

"Merhaba Sayın azgın_romantik_32-1,

Kontörünüz bittiği için duyduğunuz endişeyi anlayabiliyoruz. Hepimizin başına zaman zaman böyle şeyler gelebiliyor. Önemli olan umudumuzu kaybetmeden, yıkılmadan yolumuza devam edebilmek. Bizim AREA olarak daima sizin yanınızda olacağımızı bilmenizi isteriz.

Yine de, mailde belirttiğiniz gibi size 100 kontör yollayıp, "Bu da şirketten, azizim!" diyebilmemiz mümkün olamıyor. Sizlerin yararı ve iyiliği için aldığımız bazı kararlarımız ve prensiplerimiz böyle bir şey yapmamızı engelliyor. Size bedavaya atılan 100 kontörün, para vererek kontör alan müşterilerimize haksızlık olacağını düşünüyoruz. Sizin ne düşündüğünüz ise bu aşamada bizi pek ilgilendirmiyor.

Her köşe başına koyduğumz AREA bayilerinden 25 YTL'ye 150 kontörü kolaylıkla alabilirsiniz. Daha fazla yardım, görüş ve önerileriniz için ise müşteri hizmetlerimizi çekinmeden arayabilirsiniz.

İyi günler dileriz..."

Bu maili okuyunca şok oldum günlük. Kontörsüzlükten allak bullak olan hayatıma bir darbe de bu gelen olumsuz cevap vurmuştu. Henüz geçen gün kütüphaneden yediğim dayağı unutamamış, hafızamdan silememişken böyle bir "red" bana bir intiharın kapılarını açabilecek kadar etkiliydi.

Ama yılmadım günlük. Bir mail daha yazarak içimde bulunduğum durumu AREA yetkililerine belirtmek istedim.

"Sayın, muhterem AREA müdürü, müdür yardımcısı, genel yayın yönetmeni, fotoğrafçısı, çaycısı, hademesi...
Sevgili gözlerinden öptüğümün yetkilisi...

Sizden daha fazla yardım almak ve isteğimde diretmek istiyorum fakat kontörüm olmadığı için o ünlü müşteri hizmetlerinizi arayamıyorum. Müşteri hizmetleriniz beni bi ara arasın.

Sevgilerimle... azgın_romantik_32-1."

Bekliyorum günlük.
Gözlerim çalacak telefonda, kulaklarım duvardaki saatin "tik tak"ında...
Telefonuma bağlananan bir düzenek nedeniyle, eğer 3 saat içinde hattıma en az 150 kontör yüklemessem evdeki sabit telefonum bomba olup patlayacak.

Dünyayı kurtarmam lazım günlük.

Ama Devamı da Var!! >>>

03 Kasım 2008 Pazartesi

Alkolikler Tarihi

Bizim bir arkadaş vardı rakıyı pipetle içerdi. Bardağın sonunda kalan son damlaları hüpletmesini pek severdi. Sonra bir gün şarapçının biri tarafından sırtından bıçaklanarak öldürüldü. Alkolikler bu olaydan sonra ikiye bölündü. Rakıcılar şarapçıları, şarapçılar rakıcıları tek yakaladıklarında acımaszıca kesmeye başladılar. Sonra yine bir gün, şarapçıların arasından biracılar diye yeni, gençlerden oluşan ve dinamik bir oluşum çıktı. Rakıcılar da, aralarında votka içenleri dışladılar. Dışlananlar da votkacılar olarak yeni bir grup kurdular. Alkolikler dünyası bu iç karışıklıkla büyük bir sıkıntıya düşmüştü. Öldüren öldürene, ölen öleneydi... Likör içenler, absinth takılanlar ya da kanyakla oynaşanlar ise bir grup kuracak kadar güçlü olmadıklarından hangi topluluğa katılacaklarını kara kara düşünüyorlardı. Tarafsız kalmak "Öleceksin!" demekti.

Ölüm, damarlardan oluk oluk akıyordu.

Bu katliamlar zincirini durdurmak için, bir çok sivil toplum örgütü çıktı sonra ortaya. Sucular, gazozcular, şalgamcılar, sodacılar, doğala özdeş aromacılar... Tüm alkoliklerin ortak bir paydada buluşması için çok çaba sarfettiler. Ama alkolün gücü çoktan hepsini aşmıştı. Alkolikleri durdurmak neredeyse imkansızdı.

Sonra bizim bir arkadaş vardı. Biracılardan...
Bir sabah uyanamadan, güneşe bir defa daha bakamadan öldü. Diğer alkolikler de hemen onun ardından patır patır ölmeye başladılar. 3 gün sonra tüm alkolikler bir yudum alkol içemeyecek kadar ölüydü artık. Komple yoktular.

Bu toplu ölümün failini ise metanolcüler üstlendi. Alkoliklerin şişelerine gizlice metil alkol katmışlar ve hepsini kendi silahlarıyla yok etmişlerdi. Metanolcüler cezaevlerine götürülürken, pişman olmadıklarını dile getirdiler.

Sonra, herkes çıkıp bir şeyler söyledi.
Sucular, "Biz öleceksiniz demiştik." dedi.
Şalgamcılar, "Bu dünyaya zaten hiç yakışmamışlardı." dedi.
Doğala özdeş aromacılar, "Metanolcüler idam edilmeli!" dedi.
Fakat birkaç gün sonra olay tamamiyle unutuldu.

***

Yine de tarihten ders almak lazımdı. Bunun için, tam 23 yıl sonra Tekirdağlı Cengiz, olayları anlatan tarihi bir kitap yazacaktı.
"Önce rakı vardı..." diye başlayacaktı ilk sayfaya.
"Sonra şarabın keskin bıçağı çıktı; ve peyniri ikiye böldü..."

Ama Devamı da Var!! >>>

01 Kasım 2008 Cumartesi

Altın Saçlı Rapunzel vs. Sırma Saçlı Cabbar

Hani şu kuleden upuzun altın sarısı saçlarını aşağıya uzatıp erkeğini yukarı çeken bir kız vardı ya... Rapunzeldi ismi.

Ben hiç sevmem bu masalı. Saçma gelir. Ne lan öyle! Seven adam öyle gizli kapaklı girer mi kızın odasına? Dayanırım cadının yakasına, yıkarım o kuleyi lan seviyosam. Ne o öyle pısırık pısırık, korkakça... Bu masal seven erkeği aşağılamaktan, korkak göstermekten öteye geçememiştir. Sırf bu masal yüzünden, "Eğer seversem, annesinden, babasından, cadısından saklanmaya çalışıcam, hep yakalanacaz korkusuyla yaşayacam!" gibi bir paranoyaklaşma görüldü küçük erkek nesiller üzerinde. Pokemon bile bu kadar çirkin gözükmedi hiç gözüme.

Bir de şu vardı;

Masala göre Rapunzel saçını aşağıya uzatıp, erkeğin yukarı tırmanmasını sağlardı, evet. Amma velakin bu durum akıllarda, "İstemezse de saçını aşağıya salmaz ama. Elemanı kulenin dibinde öylece bekletir. Kulu, kölesi yapar. Kurtlara yem eder." gibi bir düşünce de peydahlatmadı değil. Erkeği, kadının önünde bir nevi ezen bir düşünceydi bu. Küçük erkek çocuklar için üzüntü vericiydi.*

Oysa, bence bu masalın kahramanı uzun saçlı Rapunzel değil, sırma saçlı Cabbar olmalıydı. Cabbar, canı sıkıldığı zaman kulenin penceresinden aşağıya bakacak, ve pencerenin altından geçen güzel kızları uzun saçıyla, bir olta misali yakalayarak ( avlayarak ) odaya atacaktı. Kızlarla işi bittikten sonra da onları öldürüp yiyecekti.

Ya sonra?

Sonra bir gün, iyi kalpli fakat çok çirkin bir cadı bu Cabbar'a çok sinirlenecek ve ona bir tuzak kuracaktı. Cadı, geçici bir sihirle süper bir güzellik abidesine dönüşecek, Cabbar onu kulenin altından geçerken yakalayıp odaya attıktan sonra, cadı eski çirkin haline geri dönecekti. Ve bu iyi kalpli cadımız Cabbar'a ömrünün sonuna kadar musallat olup, yıllarca onunla birlikte yaşayacaktı. Hayatı ona zulüm içinde geçirtecekti.

Evet, ben ilerde oğluma aynen böyle anlatacam.
İçten içe bir mesaj verir gibi...
Korkak aşık da olma, cesur aşık da olma, abaza tecavüzcü hiç olma... Sen en iyisi kız milletine hiç bulaşma... Sakın... Sonu hep hüsran... Oğlum sakın!

:))

* Lakin işin esprisi bir yana, bu durum bir o kadar da gerçekti aslında. Yıllar sonra, artık büyük adam olduklarında kızların arkasından ağlayıp, aşkından ölenler, kul köle olanlar yine onlar olacaktı çünkü.

Ama Devamı da Var!! >>>