30 Nisan 2008 Çarşamba

Şöyle Böyle, Bence Mence

- "Yalçın Abi" sunuyor. Artık "olmadığı" için azgın karısı tarafından terkedilen adamlar, eşinden 11 tane çocuk yapıp hepsini Aziz Başkan'a bağışlamayı isteyen babalar, 30 yıldır bakir kalmış insan evlatları, eşekle olduran fakat aynı işlemi dişi insana uyduramayan insan görünümlü eşekler bu programın konusu. İsmi de "Acı Umut"...

Her şeyi anladım, her şeye tamam da...
"Acı Umut" nedir ya?
Umut iyiye güzele dair bir hayaller bütünü değil mi kardeşim? Eğer sonu acı olcaksa niye umut edelim bir şeyleri?
Yalçın Abeyyy bişey de..

- "Lan çocuğa bak! 18 yaşında, Barcelona'da, şampiyonlar ligi yarı finalinde oynuyoo!"
Sen de orada hala çekirdek çıtlat...

O değil de, eskiden futbolcular büyük adamlardı, amcalardı, abilerdi. Şimdi genç olanların çoğu bizim yaşımızdalar. Büyüdük mü ne?..

- Kokulu silgiyi yemeye çalışan bir nesilden geldik biz. Nereye gideceğimizi merak etmiyor değilim.

-Evcilik, doktorculuk ne güzel oyunlardı be! En kötü yanı bazen evin sadık köpeğini oynamak, en güzel yanı da hemşireyi muayene etmekti.. :)) Ahh ah kaç hemşirenin bademcik ameliyatını yaptık da kimsenin haberi olmadı... :P

- Dur bakayım şimdi hüpleticem alıcam bademciğini...
Hüp müp falan.. Girmeyelim buralara.. :))
- Şimdi ben hastayım. Sen benim bademciklerimi alıcaksın.
+ Nasıl ya?? Doktor hiç hasta olur mu?
- ..??!!

-Bence hiç bir çocuk, çevirmeli telefon yüzünden Hugo aracılığıyla Hugolina'yı kurtaramayacağını yayın sırasında Tolga Abi'nin ağzından öğrenen çocuk kadar hayal kırıklığı yaşamamıştır. Oysa Tolga Abi hep söylerdi çevirmeli telefonla olmuyor diye. Dinlesene işte, salak...

Bir de Dinozorus vardı. Onu da Çiçek Abla sunardı. Sonra o da dinozorlara özendi filan... Tadımız kaçtı.

Ama Devamı da Var!! >>>

28 Nisan 2008 Pazartesi

Şizofreniyatım - 4

Azizim Günlük,

Bugün yurtta güzel bir pazar kahvaltısı yaparken, gazetede bir yıl içinde enerji içeceği içtiği için ölen 35. vaka gözümüze çarptı. Bizim uyuşuk Murtaza haberi görünce atıldı hemen "Ben arada içiyorum ama hiçbir etkisini görmedim! Yalan bunlar, hepsi fos!" dedi. Haberi okumaya devam ettik. Meğerse adam 6 tane kutuyu arkası arkaya içmiş de, imamın kayığına öyle binmiş. Murtaza'ya "Tamam ulan madem bunları yalanlıyosun, iç madem 6 tane arka arkaya da, göster cesaretini!" dedik.

Murtaza kola gibi adam.
Gazı sıkıştırmış içine de, öyle yaratmış yaradan.
Hidrojeni bi de biz bastık arkadan,
Murtaza'da ossuruk oldu tavan.

"Bu gazdan kurtulmam lazım." dedi, bakkaldan 6 kutu KetBull aldı. Başladı içmeye. İlk kutuyu bir dikişte içti. "Bakın bir şey olmadı." dedi.
İkinci kutuyu da dikti. Sırıttı. "Bakın hala normalim." dedi.
Üçüncü kutuyu yavaş yavaş içti. Sonra kalbini tuttu. Ölüyormuş numarası yaptı. Kılımızı kıpırdatmadık. Çok kızdı.
"Dördüncünün dibini görmeyen, zaten yaşamasın." dedi. Bir çekişte onu da bitirdi.
Sıradakini aldı. "Keşke bunun yerinde Şukufe olsaydı da onu hüpletseydim." dedi. Gözleri dolu dolu oldu. Beşinciyi kalbine gömdü.

Murtaza bize baktı. Biz Murtaza'ya baktık. Tık yoktu. Sanki hiç içmemiş gibiydi. Enerji, kalp çarpıntısı, adrenalin, kafein, nikotin, taurin, alanin, tirosin, sistein, arginin, sperim, aspirin... Hiçbirinden eser yoktu. Murtaza, yine bizim bildiğimiz uyuşuk Murtaza'ydı.
"6. da şu lanet dünyaya gelsin!" dedi.
İçti ve öldü.

Nasıl oldu anlamadık. Birden gidiverdi Murtaza. Kanatlanıp, uçup gitti.

Akşamüstüne doğru gazetelerin acil baskısında 36. vakaydı artık Murti.
36 farklı televizyon kanalında adı geçti.
Odasında sakladığı şarap 36 yıllıktı.
6 kutu KetBull'un karesi 36 KetBull² idi.
Ve yine 36 idi Murtaza'nın geçen sene sayısal loto da 6'yı kaçırmasına sebep olan nefret edilesi sayı.

Günlük, biliyorum...
Murtaza'yı ne biz ne de KetBull öldürdü. Onun faili 36 idi... Muhtemelen kendisinin 2 ile çarpılarak, 41 çıkarılmasıyla elde edilen sayıyı kıskanmıştı. Çünkü Murtaza en çok onu severdi.

Ama Devamı da Var!! >>>

26 Nisan 2008 Cumartesi

ÇÖD ÖSS - 3

23 Nisan'da geçti, tatil de bitti. Şimdi sınav zamanı gençler...
Yanıtlarınızı bekliyor olacam :)

Image Geyik Mühendisi

1) Yandaki sürtünmesiz ve ağırlıksız makara düzeneğinde yaylarla zemine bağlanmış olan adamın kolları 40 Newton’a dayanıklıdır. Buna göre, düzenekle ilgili olarak aşağıda yapılmış yorumlardan hangisi yanlıştır?

A)k1 + k2 = 5
B)Adamın kolları kopar. Düzenek sağ tarafa doğru boşalır. Yükün üstündeki çocuk, yükün altında kalarak can verir.
C)İpler kopar.
D)Çocuğun ağırlığı bilinmeden ne söylense yalan olur.
E)Bu soruyu da yapamadım!!


2) Aşağıdakilerden hangisi bileşik değildir?

A)Bileşik
B)Bileşik
C)Bileşik
D)Bileşik
E)Element

3) Bağlar, kimyasal bağlar ve üzüm bağları olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bilim adamları ne kadar kimyasal bağlar üzerinde çalışmalar yapsalar da Osmanlı padişahları tarih boyunca üzüm bağlarına daha çok önem vermişlerdir. Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kimyasal bağların kanserojen etki yapması.
B) Vander Vaals bağlarının sürekli kimyasal bağların dışında tutulması, bunun kafa karışıklığına yol açması.
C) Zaten tarih bilgim pek kuvvetli değildir.
D) Şarapların üzüm bağlarından elde edilmesi.
E) Neyse işte, bu soruyu da boş bırakıcam.

Geyik ühendisi
4) Periyodik cetvelde soldan sağa gidildikçe ametallik artar, metallik azalır. Fakat bu bilgiyle yetinmeyen, yeni şeyler keşfetme peşinde koşan bir bilim adamı, kartondan yapılmış bir periyodik cetvel üzerinde şekilde görülen rotayı izlemeye kalkıyor. Bu keşif gezisi sırasında bilim adamımızın başından ne tür maceralar geçer?

A)Yolun ilk yarısında, yerini kaybetmiş, ağlayan küçük bir hidrojen ile karşılaşır.
B) Metal emperyalizmi altında ezilmiş küçük ametal gruplar görür.
C) 2
D) Hönk???
E) Bilim adamı yolda elementlerle kimyasal tepkimeye girerek dünyadan silinir.

Ama Devamı da Var!! >>>

24 Nisan 2008 Perşembe

Mim Olayı 3 - 4 : İkisi Bir Arada

3K'nın bloguma çektiği mim hareketi ile oluştu bu yazı...
Hayranlık duyduğum 3 kadın...

Elisha Cuthbert ile başlamak istiyorum üçlemeye;

Elişa için bir şeyler yazarken de saf ve temiz duygularımı bir yana bırakıyorum; hormonlarımın sesini dinliyorum sadece. Ama yine de bir otokontrol mekanizması yaratıyorum hemen, yoksa yazıyı direk hormonlarım yazarsa, öyle şeyler çıkarki ortaya, bu siteye geçici bir erişim engeli de koyabilirler.

Şimdi bu hatunun fikirsel olarak bende bir etki yarattığını söyleyemem. Bir hayır işlediğini de duymadım. Bana imzalı fotoğrafını da vermedi. Vermedi de yani, evet. :) Amma velakin görüntü itibariyle, bende bir hayranlık, bir dibine düşme durumu yarattığını inkar edemeyeceğim. Hatta belki okuyorsa bu satırları, kendisini blog ödülleri gecesine partnerim olması için davet ediyorum. ( Bak bak ukalalıkta tavan olma durumu. ) Hayır yani şimdi 20 yaşında körpecik bir şampiyon blogcunun(!) yanında olmak var, bir de kıçı kırık 35 yaşında modası geçmiş holivud aktörünün yanında olmak... Kendisinin mantıklı kararı vereceğine inanıyorum. Sevgilerimi iletiyorum, saygılarımı sunuyorum... Gözlerinden ve bilimum yerlerinden öpüyorum.

Kocasını bilmem kaç yüz kişiyle aldatan kadın;
Evet hayranlık duydum. Ama kadının kendisine değil. Şerefsizliğine...
Sen adamla evlen, sonra ondan habersiz yüzlerce adamla yat, sonra bunu kitap yap. Onursuzluk ve haysiyetsizlik böyle bir şey olsa gerek.

Rüyalarıma giren beyaz tenli kız;
Açıkçası aramızdaki ilişkinin nasıl bir şey olduğunu açıklamanın imkanı yok. Gereği olduğunu da düşünmüyorum zaten. Çünkü beraber ufak yaramazlıklar yapmışlığımız var, bu yüzden iş ayyuka çıksın istemiyorum. :)

Bu hatun bana henüz ismini bahşetmedi, fakat ilerleyen rüyalarda öğrenmeyi düşünmüyor değilim. Aramızdaki olaya bir isim koyacaksak eğer, bu işe onun isminden başlamalıyız diye düşünüyorum. Bu isteği kendisine ileteceğim, anlayışla karşılayacaktır umarım.

Ona olan hayranlığım da ne onun güzelliğinden, ne düşüncelerinden, ne teninden, ne de gözlerinden kaynaklanıyor. Ona hayran olmak kaderimde var bence. ( Ya da kaderdir deyip kesip atıyor da olabilirim :P )

Fazla kurcalamak istemiyorum, işin sihri kaçmasın diyorum ve burda kesiyorum. Onun hakkında buralarda geyik yaptığımı duymamış olmasını dileyerek bir sonraki mime doğru yol alıyorum ben...

Bu mimi de Okyanustaki Rüzgar, Dilekss ve Sertalp Bilal'e iletiyorum... ( Okyanus, Dilek siz hayran olduğunuz 3 erkeği de yazsanız olur :P )

------------------------------

Gelelim Dilekss'in mimine...
Konumuz mutluluk...

Şimdi nasıl desem nasıl anlatsam bilemiyorum. Mutluluk denilen şey insanın içindedir derler ya hani, "O senin içinde evlat. İçindeki o gücü ancak sen çıkartabilirsin. Bunu yapabilirsin, hadi koçum!" İyi güzel de kardeşim, hayat sana karşı en kritik noktalarda düşeş atıyorsa, kapı alıp, her defasında seni kırıyorsa, çok da şeyindeydi zaten senin içindeki o muhteşem güç.
Olmaz efendim. Böyle gazlarla gelmez insana mutluluk.
Mutluluk tavla oyununda gizli.
Tavla şansın gizeminde.
Şans kaderde.
Akıl, istek, azim, hırs, irade bir yere kadar.
Maalesef...
Karamsar oldu değil mi?
Öyle oldu, kaybettim çünkü bugün 5-3...
Sözde 23 Nisan'ı kutlayacaktık. Arkadaş attığı 5-4 ile tüm günümü rezil etti. Teşekkürler :P

Bu mimi misillleme olsun diye de 3K'ya iletiyorum. Hadi bakalım.

Ama Devamı da Var!! >>>

22 Nisan 2008 Salı

Bugün 23 Nisan, Neşe Doluyor İnsan

Yarın 23 Nisan...
Acaba TRT'de yine yayınlanacak mı çeşitli ülkelerden gelen çocukların folklor gösterileri? Bilmiyorum. Ama ben çocukken 23 Nisan'da televizyonda izlenen tek şey o olurdu, en azından benim tarafımdan. İlk önce çocuklar ülke ülke çıkarlar geleneksel halk oyunlarını sunarlar, sonra da programın bitişinde hepsi cümbür cemaat iki çifte telli çakar, "Bizi izleyen siz çocuklar! Bakın biz burda folklor oynayıp televizyonlara çıkıyoruz, siz de anca orda bizi izlersiniz, başka da bir boka yaramazsınız, Hahaha!" der gibi baktıklarını hatırlıyorum kameralara. Ya da çocukluk beyni işte, komplekse girmeye baya bir meyilliydim belki de. Bu ezikliği atmak için lisede folklor ekibine girdim. Trakyalılık var kanımda, hoca beni Tekirdağ ekibine aldı. 'Duraklı kasap' diye bir oyun vardı ki tam karizmaydı. 'Tekirdağ karşılaması' da cabası... Güzeldi evet. Ama nedense 23 Nisan günleri izleyip özendiğim çocuklara benzemişim gibi gelmedi bana hiç. Yine onlar gibi olamamıştım. Bilmiyorum belki de olay 23 Nisan günü oynayabilmekti. Ben 29 Ekimlerde, 19 Mayıslarda oynadım çünkü hep. Okulun folklor gecelerinde filan... Çocuk ruhumu tatmin etmedi sanırım bu zaman kayması olayı. Lise bitince ben de bitirdim sonra bu folklor hevesini.

Ha bir de şöyle bir şey vardı, yabancı ülkeden gelen folklorcu çocuklara içten içe "Hehe lan onca foklor oynuyonuz ama bir bayramınız bile yok. Gelip anca bizim bayramı kullanıyosunuz. Pis beleşçiler!" deyip, kendi kendimi teselli ederdim. Öyleydim ben, hiç bir şeyi paylaşmazdım; oyuncaklarımı, resimlerimi... Hatta İstanbul'u... "Bunlar geçen hafta İstanbul'a gitmişler" desinler, çıldırırdım. Olamazdı. Orda ben doğmuştum, ben 3 yaşıma basmıştım, başkası olamazdı. Benimdi orası :)) Bu yüzden açıkçası, bayramımı yabancı çocuklarla paylaşma taraftarı da değildim. Onlara olan gıcıklığım biraz da bu yüzdendi.

Bir keresinde de, ilkokuldaki öğretmenimiz ( 2 ya da 3. sınıftı tam hatırlamıyorum ) o günkü dersin konusu olarak tahtaya "Ulusal Egemenlik ve Sucuk Bayramı" yazmıştı da, çok gülmüştük. O da gülmüştü. Sonra silmişti doğrusunu yazmıştı. Tebeşiri sürçtü herhalde demiştik. Oysa, bilerek yapmıştı belli ki. İki çocuk tebessümü görmek istemişti belki de, kimbilir... :)

23 Nisan kutlu olsun...
Hepimizin... :))

[ Haa, daha sonra İstanbul'u 8 milyon kişiyle paylaştığım gerçeğini öğrenince nasıl yıkıldım anlatamam. Şimdilerde 14 milyon insanla paylaşıyorum sanırım... Bilmiyorum ne olacak bu işin sonu. :)) ]

[ ÇÖD ÖSS-3 yaklaşıyor çekirgeler, iyi çalışın... ]

Ama Devamı da Var!! >>>

19 Nisan 2008 Cumartesi

Salla Salla Gül Memeler Çağlasın

- Fransızlar kahvaltıda corn flakes'i sütle değil, şarapla karıştırıp yiyorlarmış, biliyo muydunuz? Mesela Almanya'da da ekmeği biraya banıyolarmış. Sen, margarin sürülmüş ekmeği biraya ban, sonra yağla vıcık vıcık olan kalan birayı da hüplet. Süper mide varmış adamlarda.

- 1402 Ankara Savaşında, Osmanlı ordusunu yensin diye Timur'a filleri Bizans imparatoru 4. Theodirus ayarlamış. Hindistan'a haber salmış, "Şu topala 100 tane fil verin, parası neyse ben öderim" demiş. Ne olacak işte, Yunan soyu... Sokratesi de çıkarsa, felsefe de yapmaya çalışsa, Yunan yine Yunan...

- Geçenlerde bir arkadaş söyledi, meğerse Nutellayı ilk yapan adamın asıl amacı, insanların dışkı görüntüsündeki şeylere nasıl tepki verdiklerini ölçen bir deney yapmakmış. 100 kişiye buzdolabında hafifçe dondurulmuş nutella birikintisi göstermiş. Ne mantıksa, deneklerin hepsi de "Evet!" demiş. "Hayır diyemeyeceğiniz tek lezzet!" sloganı da burdan geliyomuş. İnsanların hep boktan şeylere yatkın olduğu da bu deneyle kanıtlanmış.

- Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın idolu, Çin'i ayaklarına kapandırttıran yüce Hun İmparatoru Mete Han'mış... Yakın çevresine, "Dünyanın yarısını kılıçtan geçirdim, yine de bir Balkan Seddi, Avrupa Seddi yaptıramadım. Korkutamadık demek ki. Hunlar büyük adammış." dediği tarihi kaynaklarda belirtilmiş.

- Bir Türk bilimadamı farenin birine günde iki kez sigara dumanı veriyormuş. Fark etmiş ki, Marlboro dumanını içine güzelce çeken fare, labirenti Samsun 216 dumanı bastığında kaçacak yer arıyorumuş. Aynı bilim adamı gazetelere verdiği demeçte "Yakında muzlu, kakaolu ve anasonlu nargile ile de deneyler yapacağım. Bomba geliyor bomba. Bu deneyden sonra Türkiye'de hiç bir şey eskisi gibi olmayacak!" demiş. Bilimadamının zamanında çok Telegol izlediği yakınları tarafından itiraf edilmiş.

- Sürtünmenin ateşe neden olduğunu ilk fark eden kişi gözlerden uzakta bir mağarada gizli işler çeviren bir erkekmiş. Fakat kahramanımız, bu olayı keşfettiği anda alev aldığı için, ateşin diğer insanlarca keşfi biraz gecikmiş neyazık ki... Küllerini henüz kimse bulamamış.

***

Peki siz bunları biliyor muydunuz?

Tabi ki hayır...





E hepsini ben uydurdum çünkü...

Ama Devamı da Var!! >>>

17 Nisan 2008 Perşembe

Rüyalar


Yok öğrenemeyecem ben...
Şöyle tatlı bir öğlen uykusu çekerken telefonumu kapayabilmeyi öğrenemeyeceğim. Rüyanın tam en saçma, en manyak anında çalıp içine ediyor aksiyonun. Ne güzelce bir kaplan tarafından ısırılabiliyorum, ne de katilin biri rahatça kafamı kesebiliyor. Olmuyor işte. Açıkçası artık rüyalara karşı bir saygısızlık, bir sorumsuzluk olara alıyorum telefonu kapamayı unutmayı. Çünkü, o saçma gözüken rüyalardan daha sonraları ne senaryolar çıkıyor, bir bilseniz. Konulu veya konusuz, hiç fark etmez; ama bu bahsi hiç açmayalım isterseniz.

Mesela bir "Orhan Gencebay yaşlıya bayan olarak görünür." esprisinin rüyadaki bir diyalogta ortaya çıktığını biliyor muydunuz? :)) ( Aman yanlış anlaşılmasın, Orhan babaya burdan selamlar... ) Espri iğrenç olabilir kabul, ama işin ilginç olan tarafı beynin bu espriyi uyanık kafada değil de uyur kafada yapabilmesi. O yüzden benim rüyalara karşı saygım sonsuzdur.

En basitinden, içinde başrol oynadığınız gişe filmi diye de bakabilirsiniz olaya. Herhangi bir olayda ölseniz bile, "Lan ben bunu beğenmedim" deyip hemen farklı bir rüyaya sıçrayıp daha iyi bir başrole bürünebilirsiniz. Sınırlama yok. Bilet ücreti yok. ( Gerçi başrol oynayanlar genelde üstüne para alır, neyse. Bozmayın işte beni :P ). Bazen rüyanın içinde de film izlersiniz. İşte ozaman tam katmerli rüya olur. Tadından yenmez. Sıfır bilet fiyatına iki süper film birden.

Ben şimdiye kadar rüyalarda dedektif oldum, dinozorlar tarafından kovalandım, "Evcil bu bir şey yapmaz" denilen kaplan tarafında ısırıldım, katil köpeklere karşı savaşıp onları kovaladım, bulutların üstünden aşağıya tükürdüm, dişi bir aslanın, kocaman yeleleri olan bir erkek aslanı avlayıp yediğini gördüm, uçarken yere düşmedim de koskocaman bir binaya çarptım, yeri geldi üj bej çapulcu boğazımı kesti, yeri geldi bir cinayete tanık oldum, katil beni silahıyla kovaladı öleceğimi anlayınca hemen farklı bir rüyaya atladım. Muhtemelen katil arkamdan bir hayli şaşırmıştır nereye kayboldu bu diye. Sizler de eminim böyle ilginç tecrübeler yaşamışınızdır muhakkak.

Son olarak, bir bilgisayar manyağından alıntı yaparak bitiriyorum yazımı;
"Yatıyorum gözlerimi kapıyorum. Canım sıkılıyor. İnşallah rüya görürüm. Yoksa uykumda bir can sıkıntısını daha çekemeyeceğim."
İşte öyle bir şey bu rüya. ( Ne anladıysak artık :P )

Haydi görüşmek üzere...


Ama Devamı da Var!! >>>

15 Nisan 2008 Salı

GM vs Aşk

Aşk denen o şeyle konuşabilseydik, şöyle karşılıklı iki geyik muhabbeti atabilseydik fena olmaz mıydı?
Ben biraz düşündüm açıkçası.
Bence fena olurdu.

Muhabbetin sonunda kavgaya tutuşacağımıza bahse girerim.

----------------------------------------

Bana hep kendini övdün aşk...
"Hayatı güzel kılarım." dedin.
"Güneşin doğduğu her gün benimle hep gülümsersin." dedin.
Kalbimin yerinden nasıl çıkacağını, yüzümün öpüşürken nasıl kızaracağını, alevinle nasıl kavrulacağımı anlattın hep.

Nerden de çıktı şimdi bu adamım?
Ne güzel konuşmuşuz işte. Fena mı demişiz? Her sabah güneş doğduğunda onu sayıklayarak uyandın değil mi? Aynı dediğim gibi oldu. Haa söylesene lan kuru tarzan? Utanma hadi hadiiii!! Öpüşürken kızarmadı mı lan yüzün? Şebek! Hehe... Yat kalk bana dua et. Ben de olmasam kimse sevindirmezdi seni bu kadar. Değerimi bil.


Ama beni şimdiye kadar ne kadar çok ağlattın bundan hiç bahsetmiyorsun aşk.
Kalbimi nasıl yaraladın, sana her tutunuşumda benden ne kadar çok parça kopardın bunları hiç söylemiyorsun.

Ne diyon olum? Ben yapmadım öyle bir şey, nerden de çıkarıyosun bunları? Ne parçası yaa? Bak saflık yapıp kanıyosun ona buna, sonra gelip bana çatıyosun. Senin bu yaptığına vefasızlık denir biliyon mu? İftira atıyosun bu güzel kardeşine.

Şimdi sen gözyaşlarımı bitti mi sanıyorsun?
Kırgınım sana...

Eeeee! Sıktın ama bee! Bak aşk derler bana, gözünü kör ederim adamın, bir şey de göremezsin. Kaybol git başımdan. Kaybol! İyilik de yaramıyo anasını satiimm! Sevdirdik, sevdirttik işte lan daha nesini beğenmiyosun?
Kırgınmış...
Benim kadar işini dürüstçe yapan var mı lan bu dünyada? Kuru tarzan!


Kuru?!??

Kuru mu???

.
.
.
.
.

Harbi olum sen niye kurudun lan bu kadar? Böyle değildin tanıştığımızda.

.
.

Hişşşt! Aloo! Ses versene!

.
.

Sana diyorum!
Aloouuuvvvv

.
.
.
.
.

Yaa tamam konuşma yaa tamam!
Ama bişey diycem,
Eeee şey, beni pembeye boyamışın be abi :(
Onu bi düzeltsen diyorum.

Sie...

Ama Devamı da Var!! >>>

13 Nisan 2008 Pazar

ÇÖD Rehberlik Servisi

! Öğütleri harfiyen uygulamanız,
Uygulayanları ise sallamamanız dileğiyle...

Bir faydası olacağına inanmıyorsanız sınavdan hemen önceki gün çalışmayın!

Fekrullah: Ben şahsen faydası olmayacağını düşünerekten sınavdan önceki 8 ay komple çalışmadım.Kafam karışır sonra filan. Al başına belayı...

Özellikle sınavın yaklaştığı günlerde sakatlanmaya neden olabilecek sportif faaliyetlerden kaçının.

Tayyar: Sınava ilk girişimden önceki akşam arkadaşlarla aksiyon olsun diye "dövüş kulübü" yaptık. Sağ elim biraz kırılmış sanırım, kalemi tutamadım sınavda. Hani kalemi tutmuş olsam bile, şerefsiz Veli'nin kafama attığı yumruk sağolsun, uçmuş, sarhoş olmuş gibiydim. İlk sınav maceram bu şanssızlıklardan dolayı son buldu.

Son günlerde moralinizi bozacak, sizi gerecek filmleri izlemeyin.

Abuziyattin: Orhan baba sağolsun, filmlere hiç gerek kalmadı. Hayattan soğudum be! "Sınav da neymiş be" dedim, hayat ölümlüyken. Ama sınavdan çıkınca Tarkan dinleyip, eğlenip, koca bir yılın "haklı" stresini atan çalışkan arkadaşlarımı görünce ne kadar yanıldığımı anladım.

Son günlerde sevdiğiniz, sizi neşelendiren yanında olmaktan mutlu olduğunuz kişilerle vakit geçirmeye çalışın.

Nuri: Sınavdan önceki geceyi tecavüzcü Coşkun kılıklı amcayla geçirmem büyük bir talihsizlikti, kabul...

Sınavda rahat edebileceğiniz kıyafetler giyinin.

Murtaza: Ben de aynısını düşünmüştüm. Fakat sınav salonuna üstünde beyaz aklet, altında kırmızı boxer olduğunda giremiyomuşun. Bunu öğrendim. Olsun "Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp" diyerek olay mahallinden ders çıkararak ayrıldım.

Soruları çözmeye en iyi bildiğiniz dersten başlayın. Çözdükçe moral bulun.

Kamurettin: Ben hiçbir dersi "en iyi" şekilde bilmiyodum. O yüzden sınava hiç başlamadım.

ÇÖD Rehberlik...

Ama Devamı da Var!! >>>

11 Nisan 2008 Cuma

ÇÖD ÖSS - 2

Kaldığımız yerden devam ediyoruz...

1)
Bir çocuk bir havuzu işeyerek 10 saatte doldurabiliyor. İki tane özdeş adam havuzu içerek 8 saatte boşaltıyor. Eğer çocuğa doldurma işleminden önce üç efes fıçı, bir tane de tuborg pilsener içirilirse ve özdeş adamlardan biri önceki boşaltma işlemlerinden birisinde boğulmuşsa, havuz kaç saatte dolar? ( Kaynak için tıklayınız )

A)Havuz taşar
B)Havuz dolmaz
C)7,25 saat
D)Uzun yolda klima şart
E)Boş bırakmak için bu şıkkı işaretle

2) Bir dik üçgende hipotenüsten çıkan kenarortay ile eşit parçalara böldüğü iki yarım kenara topluca halk arasında ne ad verilir?

A)Mahşerin üç atlısı
B)Metin-Ali-Feyyaz
C)Maskeli üçler
D)Siyam Üçüzleri
E)Çarli'nin melekleri

3) Piyasadaki bankaların hepsinin %15 faiz verdiği bir ortamda kızından 6 yaş büyük olan akıllı Şukufe yıllık % 150 faiz veren mükemmel x bankasına parasının 3/5’ini yatırıyor. 2/5’i ile de kırtasiyeciden kendisine 3 tane kalem alıyor. daha sonra x bankasına devlet tarafından el konuluyor ve xzede olan şukufe yıllarca parasını geri alabilmek için x bankasının önündeki kuyruklarda bekliyor. bu sırada 10 yıl önce kızının yaşının 2 katı olan şukufe yatırdığı parasının 1/40 ‘ını alabildiği vakit kızından kaç yaş büyük olur?

A)Kızıyla eşit yaşa gelirler
B)Şukufe para kuyruğunda zamandan kopmuş ve kızından küçük kalmıştır.
C)6
D)Oynama şıkıdım şıkıdım…
E)Kalemlere ne oldu yaw?

Hadi bakalım şimdi çalışın iyice, bir dahaki sefere daha zor soracam!

Bir önceki soruları çözmek istersen tıkla

Ama Devamı da Var!! >>>

10 Nisan 2008 Perşembe

Türk Polisi


Bugün 10 Nisan.
Dolayısıyla Türk Polis Teşkilatı'nın kuruluş yıldönümü.
An itibariyle 163. yıla girilmiş.
Türk Polisi'ni canı gönülden kutluyorum. Nice 163 senelere...

[ Evet polisle bağlantılarım var ama ayrıntıya giremem. Derin işler bunlar. Yalakalığım o yüzden. :) ]


Olur böyle vakalar, Türk Polisi yakalar :)

Ayrıca bugün 10 Nisan.
Neşe doluyor insan.
Valla... :))
 

Ama Devamı da Var!! >>>

09 Nisan 2008 Çarşamba

UFO'lar Türk mü?



"Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, Amerika ile Asya anakaraları daha birbirlerinin kolları arasında mışıl mışıl uyurlarken, birbirlerinden henüz ayrılmamışlarken, Orta Asya'da yaşayan bazı atalarımız Asya'nın kuzey topraklarına doğru gidip oradan da şimdiki Amerika kıtasına adım atmışlar ve zamanla orada Kızılderili uygarlığını kurmuşlar. Gel zaman git zaman..."

Bu masal güzeldi.
Ama eskidi.
Artık yenisi var.

Uzaya çıkan Türkler geride kendilerinden birkaç numune bıraktı. Onların bir kısmı Kızılderili oldu, bir kısmı da Orta Asya'da kalmayı tercih etti. Orta Asya'dakiler zamanla Avrupa'ya yayıldılar. Şöyle oldu böyle oldu. Ama nedense ataları gibi uzaya ilgi duymadılar hiç. Bir adım dahi atmadılar. Elin Amerikalısı aya ayak bastı, onlarda dolar yükseldi. Elin Çinlisi korsan uydu yapıp satışa çıkardı onlar aldı biblo diye evinin bahçesine dikti. Elin Holivudlusu dünyaya gelen göktaşını patlattı onlar kahvede batağa dördüncü aradı. Yani uzaya çıkan atalarımız dünyada bıraktığı numuneyi iyice ölçmüş, tartmış, hesaplamış da öyle belirlemişti. Ne kadar uzaya kayıtsız Türk varsa hepsini burda bırakmışlardı. ( Evet, bizleriz bunlar :P )

Peki oldu mu şimdi bu senaryo Skay Türk efendi?
Uydu mu yani?

Valla Skay Türk'ü bilmem ama bu bloga iyi gitti aslında. Yakıştı yani bu sayfaya bu senaryo hehe.
İyi oldu iyi... :))


[NOT!
Tamam... Hadi tamam.
Uzaylılar Türk. Sizin dediğiniz olsun.
Türk onlar.
Ama bu ne ya?
Bir UFO hiç Türk olabilir mi yahu? Olsa olsa Türk yapımı olur.]

Ama Devamı da Var!! >>>

07 Nisan 2008 Pazartesi

Teşekkürler Mahmut, Teşekkürler Tofaş!

Veee Grönland açıklarında yapılan 2008'in 73. grand prixinde Tofaş takımı Mahmut'la birlikte podyuma çıkıyor sayın seyirciler! Allah'ım bu günleri de mi görecektik? Bu nasıl bir coşkudur, bu nasıl bir azim, bu nasıl bir hırstır! Ammman Allah'ım!! Grönland sahilleri Türkiye Türkiye diye inliyor. Tam 13 yıldır bu anı bekliyorduk sayın seyirciler. Mahmut, evet tam 13 yıldır tek bir puan bile alamayan Mahmut, şimdi podyumda. İnanamıyoruz. Mükemmel bir duygu, tarifi imkansız bir an...

Hemen yarışın nasıl geliştiğini aktarayım sizlere. Hatırlayacaksınız ki, Raikkonen dün akşam bizim Mahmut'la beraber 3 tane 70'liği devirmişlerdi. Rakıya alışık olmayan Raikkonen geceden kalma çıktığı bu yarışta pole pozisyonundayken 5 kırmızı ışığın sönmesinden sonra aniden aracını u şeklinde döndürdü ve o muazzam Ferrari'yi üzerine gelen diğer F-1 araçlarına doğru sürdü. Böylece yarışın başında 22 aracın 19'u zincirleme bir kazayla yarış dışı kaldılar. Sıralama turlarında son sırayı yine kimselere kaptırmayan Mahmut ve grup-kazadan kurtulmayı başaran 2 araç sorunsuz bir şekilde yarışı tamamladılar. Ve Mahmut, Tofaş'ın Şahin-xPx modeliyle yarışı tamamlayabilen 3 araçtan 3. olarak podyuma çıkmaya hak kazandı. İnanamıyoruz. Mükemmel bir başarı bu! Böyle bir üçüncülük dünyaya bir daha gelmez sayın seyirciler!!

Şu anda podyumda 1. ve 2. olan Sato ve Hakkinen şampanyalarını patlatırlarken, Mahmut da, çekirdek bir aile için ideal olan orta boy bir çaydanlıktan çay içmekle meşgul! Yarasın sana koçum! Helal olsun sana o çaylar!! Bu arada Mahmut podyumda F-1 kızlarına da Kadir İnanır bakışlarıyla göz kırpıyor. Büyük bir ihtimalle törenden sonra kızlara birer bardak çay ısmarlayacak.

Mahmut'un 3.'lük kürsüsünde dursa dahi, 1.93'lük boyuyla podyumda görüntü itibariyle 1.'liği zorladığı da gözlerden kaçmıyor sevgilim, seyircilerim!

Ben -Hakan Peker Tahin Pekmez esprisinden türeyen Cem Yılar- hepinize tekker tekker iyi günler diliyorum.

Teşekkürler Mahmut
Teşşekürler Tofaş
Teşşekürler Türkiye!!


[ Eğer yarış öncesi röportajımıza göz atmak isterseniz "tıklayınız" yazan yere lütfen bir zahmet tıklayınız. Hadi be abbi beea hadi ba! ]

Ama Devamı da Var!! >>>

05 Nisan 2008 Cumartesi

Aklıma Takıldılar

- Beşiktaş-Fenerbahçe maçında Alex denen eleman her korner kullanmak için köşeye gidişinde onu kalkanlarla korumaya çalışan polisi yer açılması için iteklemesi... Sayın brezilyan iyi orta yapabiliyor olabilir ama, polis kenara çekilince kafasının karpuz kabuğu gibi kırılacağı gerçeğini kavrayacak kadar pratik zekaya sahip değil kendisi sanırım.

- İETT şoförlerinin durağa 5 metre kala tam gaz giderken tam durağın önünde frene basmasıyla en arkadaki vatandaşın bile ön cama yapışabilecek şiddette savrulması... Amcamın kendisini F-1 aracında sanması...

Yine de kimisi F-1 araçlarının çıkardığı sese hastayken, ben İETT'lik ikarusların motor sesine hastayım. Yanlış da anlayabilirsiniz; evet her türlü motor sesine tamamım.

- İETT'lerde telefonla konuşulduğunda mutlaka; "Telefonla konuşmak yasak burda. Bilmiyon mu?" diyen bir teyzenin çıkması... Her otobüse özenle mi yerleştiriyorlar sizi anlamıyorum. Sivil görevli filan mısınız çözemedim.

- Yine ve yine İETT'lerde gelişen diyaloglar...

- Kaptan orta kapıyı açar mısın?
Bir sessizlik...
- Kaptan ort....
- Al sana orta kapı!
Ve nazlı nazlı açılan başrol kahramanı...

Otobüse binen asker kılıklı vatandaşın, ilerlemeyen halka tepkisi;
- Lan çıkarın şu kulaklıkları duyun beni. İndirin sırtınızdaki çantaları! İlerleyin! Dövecem şimdi birinizi!
( Kimseden çıt yok! )

- Spor salonlarında paso aynalarda kendilerini izleyen ağır siklet tüysüz abiler... Hayır ben de alsam protein tozunu bir farkımız kalmayacak aslında. Nedir bu hava yani? Farkında değilsiniz ama; kızlar sizden tiksiniyo olum!

- Vodafone'un "Geyik" kampanyası... İnsan bir uzmana danışır demi böyle bir işe girişirken! Gücendim. Desteklemiyorum sizi. Zaten vodafone'um da yok. Oh BEE! :))

Ama Devamı da Var!! >>>

03 Nisan 2008 Perşembe

Uçan Penguenler

1 Nisan günü Telgraph gazetesi "uçan penguenleri" haber yapmış. İstanbul'da bedava olarak dağıtılan bir nevi kopyala-yapıştır gazetelerin biri de bunu olduğu gibi almış gazeteye aşağıdaki gibi monte etmiş.



Halbuki Telgraph'ın haberi 1 Nisan şakası... Hazır tüketim takılan bizdeki gazetedeki olayın ciddiyeti ise maksimum. Hal böyle olunca ortaya komik bir durum çıkıyor tabi. Yoksa diyorum hani acaba bu İstanbullu gazete, Telgraph ile ortaklaşa mı yürüttü bu şakayı? Telgraph'taki yetkililer, "Hadi bea gelin de yiyelim şunları azcık. Güler, eğleniriz. Hedef kitlemiz arasına İstanbulluyu da sokmak istiyoruz biz. Bizimkilere şaka yapınca bön bön bakıyolar. Sizinkiler de tekme, tokat, atraksiyon ne ararsan var şakaya tepki olarak. Hadi be abi bee hadi baa!" falan mı dediler acaba?

Sonradan Telgraph bunun şaka olduğu hakkında bir açıklama yaptıysa da bizim taraftan henüz böyle bir söylem gelmiş değil. Durum hala ciddiyetini korumakta. İstanbullunun uçan penguen görebilme umudu tam gaz devam etmekte.

Ama Devamı da Var!! >>>

02 Nisan 2008 Çarşamba

ÇÖD ÖSS - BONUS

Geçenlerde Fizik vizesi vardı. Sınava çalışmak için Fen-Edebiyat'ın altındaki fotokopiciden geçmiş yılların Fizik vizesi sorularını aldık. Şöyle bir baktık. Notlarda Rıza ile Nazlı isimli iki aşığın maceralarını görünce anladık ki ÇÖD ÖSS denilen şey sadece bu bloga ait değilmiş.

1) 100 kg'lık Rıza ve 50 kg'lık Nazlı, buz pistinde sarmaş dolaş ve V=10 m/s hızla bir yöne kayarken, Nazlı "Ya.. 5 yıldır birlikteyiz, adam daha evlenmenin e'sinden bahsetmedi.." diye içinden geçirirken, Rıza da "Sevgilim tut beni, sana bir sürprizim var!" diyerek cebinden kırmızı kadife kaplı küçük bir kutu çıkarıp açarak tam evlenme teklif edecekken, kutu içindeki fındık büyüklüğündeki pırlantası olan yüzüğü gören Nazlı adamı bırakır (sazan, hem de aynalı ...). Kütlesi ihmal edilen yüzük bir tarafa, Nazlı geliş doğrultusu ile 53 derece açı yaparak diğer tarafa, Rıza ise 37 derece açı yaparak duvara doğru uçar! Kafası 1000 Ns momentum transferine dayanıklı olan Rıza, duvarla esnek olmayan bir şekilde kafadan çarpışır.
a) Rıza'nın, Nazlı'nın ve yüzüğün akibetlerini yorumlayınız.
b) Pistin boyunu, enini, Rıza çarpışana kadar geçen süreyi dikkate alarak hesaplayınız.

2) M=200 kg'lık sandal ve 70 kg'lık Rıza ile Yenikapı açıklarında buluşan 50 kg'lık Nazlı, Rıza'nın evlenme teklif etmesini ısrarla istemektedir. Rıza da "Ya yüzük bile yok ne teklifi ?!" diyerek kıvırmaktadır. Tam bu sırada sandalın Nazlı'nın bulunduğu ucundan 0.5 m uzağında bir deniz kızı, dudaklarının arasında fındık kadar pırlantalı bir yüzükle belirir. Bunu gören ve 60 cm ileri uzanabilen Nazlı, Rıza'ya "Al işte yüzük de geldi (sazan..) , hadi al da teklifi yap" der. Gene 60 cm ileri uzanabilen Rıza, sandalın diğer ucundan kalkıp söylenerek sandalın Nazlı tarafına gider ve yüzüğe uzanır.
a) 6 m uzunluğundaki sandalın, yüzüğün ve Nazlı ile Rıza'nın kaderini tartışınız. Rıza yüzüğü alabilmiş midir, yoksa deniz kızı Rıza'yı kendine mi almıştır ??
b) Deniz kızının kütlesini hesaplayınız.

Fizik mühendisliği mezunu fotokopici abimiz espri niyetine bize birkaç sayfa fazladan fotokopi satmış ve paraya para dememiş oldu böylece. Helali hoş olsun bakalım. :))

Ama Devamı da Var!! >>>