
Süleyman'ın, istihbarat bilgilerini öğretmenine verdikten sonra sınıfta gerçekleşen katliam olayını sırıtarak izlediğine dair belgeler elimizde şu an mevcuttur. Bunun nasıl bir hainlik ve nasıl meymenetsiz bir karakterizasyon olduğu şimdiye kadar hiç bir tarihçi tarafından çözülememiş, belli bir sınıflandırmaya maalesef tabi tutulamamıştır.
O gün Süleyman'ın sınıfta gerçekleştirdiği bu sessiz ama etkili casusluk olayı sınıfta bir devrim etkisi yaratmıştı. Büyük sıra dayağı katliamından sonra, ders zili çaldıktan sonra kimse bir daha konuşmamış, tüm öğrenciler elinde kalem önünde kağıt, konuşacak bir yoldaşını, bir kardeşini, bir sıra arkadaşını öğretmene ispiyonlamak için yarışır hale gelmişti. Çünkü konuşanlar kağıdına ve kaleme kim sahipse sıra dayağına hükmeden bir otorite de o oluyordu. Fakat hepsi sessiz bir şekilde pusuda olduğu için hiç birisi, hiç birisinin adını kağıtlarına yazamıyordu.
Herkes, fişleme olayı aracılığıyla dayağın otoritesine sahip olmak arzusu içinde yanıp tutuşmuş; fişleme işini de sadece öğretmeni beklerken değil, artık tüm ders boyunca gerçekleştirmeye başlamıştı. Hepsi çok dikkatliydi. Bir çıt sesini kaçırmayacak kadar eğitimli kulakları ve bir çıt sesi çıkarmayacak kadar tıpalı ağızları vardı. Sınıfta hem avcı, hem de av durumundaydılar. Ve zıt durumların bu şekilde iç içe ve mükemmel şekilde çalışması, öğrencileri kağıtları boş bırakmaya mecbur kılıyordu.
Bir gün Muttalip çıktı ortaya. Standart olmayan, değişik bir düşünüş ideolojisiyle sınıfta büyük bir farklılık yaratmaya çalıştı. Muttalip, dersin birinde 'konuşanları fişlemeye çalışıp dersleri dinlemeyen öğrencileri' fişleyerek tüm sınıfı kağıdına yapıştırdı. Oyunun kuralını bozmuş, dikkati konuşanlardan fişleyenlere kaydırmak istemişti. Aslına bakarsanız sevgili okuyucular, bu da sınıfta Süleymanınki gibi bir casusluk ve ispiyonculuk devrimi yaratabilir, Muttalip adını tarih sayfalarına Süleyman gibi "büyük ispiyoncu" şeklinde geçirebilirdi. Ne yazık ki olaylar böyle gelişmedi. Muttalip'in bu harekatı, aslında biraz defoluydu.
***
Öğretmen Muttalip'in kağıdını aldı. Kağıtta ismi yazılanları sıra dayağına tabi tuttu. Muttalip'in bu katliam sırasında kesinlikle ve kesinlikle sırıtmadığına dair belgeler de elimizde mevcuttur. Çünkü o da " 'konuşanları fişlemeye çalışıp dersleri dinlemeyen öğrencileri' fişleyerek dersi dinlemeyen öğrenci " olarak kendini ele vermişti. Ve ilk dayağı o yemişti. Muttalip sadece arkadaşlarına değil, planındaki bu büyük açık sebebiyle kendine de ihanet etmiş oluyordu aslında.
Muttalip'in bu açığı, öğrencilere casusluğun elbet bir gün gelip casusun kendisini vuracağını öğretmişti. Ve o günden sonra tüm öğrenciler mutlu yaşadı o sınıfta. Ders zili çaldıktan sonra bile hepsi, dağlarda ve kırlarda çoban Peter ile birlikte koşan Heidi gibi hür, pika pika tekerlemesiyle çocukların zihinlerinde yer etmiş pikaçu gibi pozitif elektrik yüklüydüler.
***
Yine de tarihin bu tozlu sayfalarına gömülmüş kalleşlik öyküsünden ders çıkartmak lazımdı. Bu yüzden tam 63 yıl sonra, 5 - C'lerden Burhanettin, tüm bu olaylar zincirini en ince ayrıntısına kadar anlatan tarihi bir film çekecekti.
"Süleyman ispiyoncuların ilahıydı önce..." diye başlayacaktı dış ses.
"...sonra Muttalip peydahladı ve baş yapayım derken göt çıkardı."




















2 Geyik Var - Sen de Öttür Borunu !:
Boru sesi: Ti
Resimdeki sanatçı: İzzet Altınmeşe :)
Yorum Gönder
- Yüreğiniz yukardaki yazıya yorum yazmak istiyorsa, lütfen sesini dinleyin. Yazması bedava la!
- "Ohoo! Ben şimdi yorumumu göndermek için Google hesabıma, şu hesabıma, bu hesabıma girmek için mi uğraşacam lan!" diyorsanız profil olarak "Adı/URL"yi seçip, sadece adınızı bile yazarak hiç bir hesaba girme uğraşı vermeden yorumunuzu gönderebilirsiniz. Öyle de kolaylık sunduk. Sırf sizler için.
- Ha ama aranızda "Benim Google hesabım, Open ID'im bilem var!" diye hava atmak isteyenler olabilir. Onlar da hesaplarına pek ala buyurabilirler. Başka bloglarda 3 dk tutan hesaba giriş süresi burda 2 dk. Gel abi.