07 Ocak 2007 Pazar

İstanbul



Eğer babanız bir holding sahibi, bir Sabancı, bir Koç değilse ve siz İstanbul’da bir öğrenciyseniz cebinizde fazla para olmaz. Bir gün Formula-1 pistine en ucuz biletlerle girip çim alanda keyif yapacağınızı düşünebilirsiniz ama yarışa gittiğinizde o en ucuz biletlerle size sadece bir avuç çim ayrıldığını görür, yarıştan hiçbir şey anlamaz ve hayal kırıklığına uğrarsınız. Yine de önünüzden geçen arabalara el kol hareketi yaparak, sürücüleri şaşırtmayı deneyebilir ve eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. Buna alternatif olarak dışardan gelip en baba tribünlere oturan yabancıların konforunu görüp içinizi burkabilirsiniz. Kimsenin uğramadığı topraklara yapılan bu pistten geri dönmesi de zordur. Eğer gittiğiniz yarış çok önemli bir yarış değilse - ki önemlisine paranız yetmez- pistin önünden ne bir iett otobüsü ne de bir minibüs geçer. Öğrencisinizdir ve paranız taksiye yetmez. Belki de bu yüzden İstanbul’da ilk otostopunuzu yaparsınız. Taksiyle önünüzden geçen kızlar size gülerken eziklik hissedersiniz bir yerinizde. İstanbul’da ezikliği öğrenirsiniz. Yine de bir gün bir tepeye çıkıp ‘’Ulan İstanbul bir gün bana ‘efendim’ diyeceksin’’ diye bağırarak içinize umut depolayabilirsiniz. Ayrıca eğer otostop yaparken bir kamyonet durup sizi arkaya atarsa, siz de açık havada yapılan bu yolculuğun keyifli bir yanını elbet yakalarsınız.

İstanbul karışıktır. Bir gün üstünüze çöker, bir gün cennetiniz olur ama en önemlisi her seferinde İstanbul’un size bir sonra yapacağı sürpriz için kendinizi her türlü şeye hazırlayabilmenizdir. Olay budur yani. İstanbul'un tüm esprisi işte bu sürprizler, tüm bu yaşattıklarıdır.

Ama Devamı da Var!! >>>

01 Ocak 2007 Pazartesi

Bir Bayram Gününün Anatomisi

Sabah, ezan sesiyle uyandı ahali. Bayram namazıyla dinçlik kazandı bedenler. Sonra, kurbanlıklar kesildi teker teker. Kanlı bıçaklar küçük çocukların kalplerini sızlattı, gözlerini yaşarttı. Yine de bir şekilde unutuldu. Çocuktular ne de olsa, unuturlardı. Unutmak en kolayıydı çünkü. Sonra, eller öpüldü. Şekerler, çikolatalar yendi. Kolonyalar koklandı. Bayram harçlıkları ceplere indi. En güzeli de bu kısmıydı zaten. Akşam oldu. Sofra kuruldu. Çorbalar, yahniler, börekler, pilavlar süsledi masayı... Hatta bir şişe kola da kondu sofraya. Malum, kola bayramlarda aileyi birleştiren kutsal(!) bir içecekti. Sıcak ekmeği getiren çocuk, elini kola şişesinin soğukluyla serinletti. Sevimli bir tebessümle gülümsedi büyüklerine. Yavaşça, sohbet ede ede afiyetle yendi kurban edilen canlılar. Bu arada çocuklara bu yiyeceklerin sabah kesilen o sevimli kuzular, koyunlar olduğu söylenmedi. Yoksa yemezlerdi. Yoksa bir kurban bayramı, bir gözyaşına kurban giderdi.
***
Gece oldu. Yataklar hazırlandı. Bir sonraki günün bayram harçlığı cirosu düşünülerek uykuya dalındı. Güneşin doğmasına daha çok vardı.

Herkesin Kurban Bayramı mübarek olsun!!

Ama Devamı da Var!! >>>